İskenderiye ve Büyülü Kütüphanecilik

Merak et, öğren ve bil emirleri insan ruhuna yaradılıştan üflenmiş olacak ki; hep aradık. Ancak bu emirlere itaat edince taş üstüne taş koyduk, yol üstüne yol aştık. Bilmenin büyüsüne kapılınca aktarmaya niyetlendik. Okullar açtık, kütüphaneler inşa ettik. İnsanoğlunun yazgısının bir parçası olan İskenderiye Kütüphanesi de bu samimi niyetlenmelerden biri sayılabilir.


Büyük İskender, M.Ö. 300’lerde Mısır’ın düşüne uyandı. Yunan diyarının ilmi ve Hindistan’ın felsefesinden oluşan özle Akdeniz’in kıyısındaki Knapos ve Navkratis şehirlerinin arasına İskenderiye’yi kurdu. Helenizm’in kalesi olarak nitelendirilen bu coğrafyada güçlü ve geniş bir Doğu Batı sentezi harmanlandı ve yeni bir kültür filizlendi. Dönemin bu mağrur ve vakur şehrinden bizim payımıza düşense İskenderiye Kütüphanesi’nin hayali oldu. Varlığına ve içeriğine dair birçok tartışmalı ve çelişik söylenti bulunmasına rağmen bu kütüphanenin ünü, ülkeleri ve asırları aşarak kitaplarımıza ve zihinlerimize kadar ulaştı. Birçok kitap ve kütüphane sevdalısının yolu bu görkemli yapıya ilişkin rivayetlerle kesişti. Her okur kendi hayalinde yeniden tasarladı İskenderiye’yi; kitapları üzerinde ‘ruhun tedavi olduğu yer’ yazan raflarına kendi elleriyle yerleştirdi, belki o tozlu koridorda yürüdüğünü düşünüp heyecanlandı.


İskenderiye Kütüphanesi kitap kataloğu ve çeşitliliği bakımından döneminin çok üstündedir. Yaygın kanı, kütüphanenin 400.000 civarında esere ev sahipliği yaptığı olsa da bu eserlerin kitap olarak değerlendirilmesi bazı yanlışlıklara yol açabilir. Bu eserlerin papirüs üzerine yazılan rulolar olarak nitelendirilmesi daha doğrudur. Nil deltası bataklıklarında yoğun bir şekilde yetişen Cypeerus papyrus adlı yaygın bir kamışın sapından yapılan (Lerner, 2007) papirüslerin bir araya getirilip rulo halinde ciltlenmesi ve daha sonra bu ruloların bir tahtaya sarılması yahut bir kavanoz içine konulmasıyla bu eserler oluşturulmuştur. Bunu göz önünde bulundurursak bahsi geçilen 400.000 eser günümüz kitap hacmine göre daha az kapsamlı olsa da o koşullarda İskenderiye’nin, dönemin en görkemli kütüphanesi sayılması için yeterlidir.


Bunda dönemin hükümdarı Ptolemaios’un payı büyüktü. Kral Ptolemaios’un ilim ve sanat aşkı, savaş ve toprak kazanma gibi siyasal arzularını gölgede bırakmıştı. Kral, İskenderiye Kütüphanesi’nin itibarını çok önemsiyordu. Kütüphane savaşlarının yaşandığı bu dönemde, krallar kendi kütüphanelerinin daha üstün ve görkemli olmasını sağlamak için akla hayale gelmedik yollara başvururlardı. Kral Ptolemaios da bu kütüphanecilik savaşlarına katılmıştı. Öyle ki, diğer ülkelerin kütüphanelerinin İskenderiye’yi gölgede bırakma arzusu, Ptolemaios’un papirüs ihracatını yasaklamasına sebep oldu. Bu uçuk önlem daha sonra Pergamon yöresinde adını bu kentten alan parşömenin icat edilmesiyle sonuçlanacaktı (Manguel, 2013). Yine Kral Ptolemaios’un emriyle İskenderiye limanına gelen gemilere sıkı kontrol uygulanıyordu. Bilgi kaynağı denetimi öyle güçlüydü ki İskenderiye Limanı’na gelen her gemi kitap aramasından geçirilmekte idi. (Sert, 2013) Bu kontrolün ana amacı gemilerin içindeki kitaplara (o dönemin diliyle konuşursak papirüs ve parşömen rulolarına) ulaşmaktı. Yine bir rivayete göre, limana gelen gemici ve tüccarlara yazmaların kopyasının alınacağı ve orijinalinin gemiye iade edileceği taahhüt edilirdi. Ancak durum çoğu zaman orijinalin kütüphanede kalması ve kopyanın sahibine verilmesiyle sonuçlanırdı.


Ayrıca Prolemaios, ziyaret ettiği ülkelerdeki bilginleri ülkesine davet eder, onlara İskenderiye Kütüphanesinde uygun araştırma ve çalışma ortamı sunardı. Kütüphaneyi ev edinen bu bilim ve sanat gönüllülerinden tek beklenti İskenderiye Kütüphanesi mirasına katkıda bulunmalarıydı. Yüksek maaşla ve itibarla ödüllendirilen bu bilim insanları ve sanatçılar, İskenderiye’nin döneminde örnek teşkil etmesine büyük katkıda bulundu.


Peki İskenderiye Kütüphanesi’nin bu görkemli mirasına ne oldu? MÖ 48’de Sezar’ın İskenderiye Savaşı sırasında çıkan bir yangında kütüphane büyük zarar görmüştü. Ancak asıl büyük sorun kütüphanenin işlevini yitirmeye başlamasıydı. Romalıların İskenderiye’yi fethetmesinden sonra, bilim insanları ve sanatçılar Roma’ya yönlendirildi. İskenderiye kan kaybediyordu. Mısır’daki Hristiyan zaferiyle Helenistik bir birikime sahip olan İskenderiye Kütüphanesi, kilisenin insafına bırakılmıştı. Bilim insanları saldırgan gruplarca linç ediliyor (bkz. filozof ve matematikçi Hipatia’ya olan saldırı), şehirdeki büyülü hava dağılıyordu. Bir söylentiye göre ise Arap Generali Amr ibn-al As’ kütüphaneyi içindeki yazmalarda Kur’an’a uygun olmayan bilgiler olduğu için yok etmişti. Ancak bu zayıf bir argümandır. Zira o zamana kadar kütüphanenin büyük kısmı zaten harap edilmişti. İlber Ortaylı bu iddiayı, Rönesans sonrası eski dünyanın kaynaklarına saygı ve yakınlık arttıkça doğruluk aleyhine böyle uydurmaların çoğaldığını söyleyerek reddetmiştir. (Ortaylı, 2006)


Netice olarak İskenderiye Kütüphanesi ardında buruk bir hayal bıraktı. Kitap okurları olarak biz ise büyük bir hazineden mahrum kaldık. Bu olay ile bir yapıya, bir kütüphaneye verilen tahribat ve yıkımdan öte, zihinler ve düşünceler yara almıştır. Mısır, 2002’de bu kütüphanenin bulunduğu alana yeni bir kütüphane binasını hizmete açmış ve adını da İskenderiye Kütüphanesi koymuş olsa da, elbet bu miras tekrar can bulmamış; kütüphanenin fiziki özellikleri tam olarak bilinmediğinden, eskiye dönüş de pek söz konusu olamamıştır.


Manguel’in deyişiyle: “İskenderiye Kütüphanesi’nin nasıl bir yer olduğunu anlatamamak adamı zıvanadan çıkarır.” Belki de İskenderiye Kütüphanesi’nin görkemi, maddi bir hüviyeti olmamasından, sınırlara hapsedilememesinden ileri gelir. Hayal gücünün damarlarından beslenen bu yapı, ölümsüzlüğünü üzerine söylenegelen rivayetlerden alıyordur belki de, kim bilir.




Kaynakça

Lerner, F. (2007). Yazının İcadından Bilgisayar Çağına Kütüphanelerin Hikâyesi. İstanbul: Bileşim.


Manguel, A. (2013). Geceleyin Kütüphane. İstanbul: YKY.


Ortaylı, İ. (2006). İskenderiye Kütüphanesi. Türk Kütüphaneciliği, 85*88.


Sert, A. Ü.-I. (2013). İskenderiye Kütüphanesi. N. O.-İ. Keskin içinde, Arşiv Emektarlarına Armağan (s. 444). İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sekteryen Kısa Tarihi

bir ayva düştü, okundan vurulmuş delinmiş, düştü. kral bacak arasından güldü okundan, kendi okundan. ava gitmiş bir kral mağrurluk da avlar getirir, o da, kepaze ettiği tabaklarda bir ayva istedi. bun

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon