Bay Heycanlı

01.07.2015

“Nereye koşuyon Heycanlı?”, arkasından seslenirken kahvecinin kahpe ağzı kikirdedi. Mahallelinin böylesi onu o biçim sinirlendiriyordu. Makara konusu olacak herif değildi, o bir maceracı, bir yiğit, bir kahramandı. Evet, evet kahramandı. Cesurdu, adildi. Yardım çağrısını damarlarında hisseder, sübyan süblim demeden herkesin imdadına koşardı. Önce o koşardı. Kahraman olacak adam bile değil, çoktan kahramandı ulan işte! Arkasına dönmeye tenezzül bile etmedi böyle değer bilmezin tekine. Haykırdı, “Anana!”.  

 

Son sağa dönüşünde bir acı saplandı ayağına. Son ayak izinde biraz kan. Kahramanları gazoz şişeleri durduramazdı. Tek ayağının üstünde yaralı olana uzanıp bir çekişte çıkardı cam parçasını. Artık kara göçük izlerinde daha fazla kan vardı. Acısını unutmalı, kaybettiği zamanı telâfi etmeli, hızlanmalıydı. Var gücüyle koştu. Bir adım. Bir daha. Bir iz daha karda. Denizi görüyordu en sonunda. Sokak sonu tabelası. Kömür kokusu. Arkasına takılan iki çocuk. Bir iz daha karda.  Çocuklar durdu. Küçük olan bir şeyler bağırıyordu. “Dur! Heycooo, durrr!” Öfkelenmeye fırsat bulamadan bir fren sesi hızını kesti. Sonra birkaç patırtı... Tam da görmüştü peşinde olduğu şerefsizi, şimdi ölmese iyi olurdu. Gözlerini açtığında gördüğü kan yalnızca ayağından sızandı. Koştu. Koşarken artık herkes onu izliyordu. Kahramana yol veren şoför ve kırmızı arkadaşları, civarda oturanlar, çocuklar ve her zamanki gibi olay mahalline geç kalan polis otosu. 

 

Karda son izini bıraktığı gibi yapıştı lavuğun yakasına. “Onlar daha çocuk ulan, çocuk! Baksana, küçükcükler.” Nefesinin dumanından soluk alamamış olacak ki lavuk ağzını sonuna kadar açtı, gözlerini yuvalarından taşırdı. Tam kem diyecekken, okkalı bir kahramanlık yedi sağ tarafına. Küm diyecekken polis yetişti. Birinin elinde şıngır şıngır bilezikler. Yine ödüllendirmeye koşuyorlardı herhalde. 

 

Tanımadığı polis çocuk katilini aldı ellerinden. Tam bilezikleri de takıyordu ki Hamdi dili dışarıda teşrif etti törene, “Memur beylerle bir dakika konuşabilir miyim?” Hamdi memur beylere uzakta, geçmiş kahramanlıklarından bahsediyordu belli ki. Bunu sık sık yapardı Hoca Bey. Bir o biliyordu değerini şu mahalde. Hamdi bu kez destanı kısa tutmuş olacak polisler dibinde bitiverdi yine, “Biz olayı bundan sonra devralacağız, teşekkür ederiz.”. Buna pek razı olmadı ama kanuna saygı duyardı, tek bir şartı vardı: “Gözlerimle göreceğim, önce çocukları bıraksın”. Kimse bir şey yapmıyor, saygıyla onu bekliyordu. Eh, polise güvenmemekte haklıydı, iş yine ona kalmıştı. Usulca uzandı oltaya, çıkardı yavrucuklardan çengelleri. Nasıl da durulmuşlardı ama onu görünce. Artık özgürdüler ve buradaki işi bitmişti. 

 

Damarları kabardı. Hemen arkasından bir yardım çağrısı yankılandı sokaklarda, Hamdiciğinin yemek davetini değerlendirmeye vakti yoktu. Hemen arabasına koştu, sesin geldiği yöne doğru vınladı.            

 

sonra?

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon