Romancı

01.07.2015

Kitabevindeyim. Tek kişilik pelüş bir koltukta oturuyorum. Romanımı düşünüyorum. Alışveriş sepetli bir kadın görüyorum. Sepette altı ya da yedi kitap var. Kitap alışverişi yapıyor. Ayağa kalkıyorum. Uzun boylu, iri yarı bir kadın. Arkasında yürüyorum. Onu takip ediyorum. Durup bir rafa uzatıyor kolunu, bir kitap alıp sepetine koyuyor. Bana bakıyor. Ona bakıyorum. Gülümsemeye çalışıyorum. Beceremiyorum. Yere bakıyorum. Yere bakmaya devam ediyorum. Kafamı kaldırıp göz ucuyla bakınıyorum. Gitmiş. Şiir bölümüne gidiyorum. Yere oturuyorum. Sanırım, romanımda bunu yazacağım. Cebimden bir kalem çıkarıyorum. Bunu elimin üstüne yazıyorum.

 

Markette geçen bir roman yazıyorum. Bu yüzden kitabevindeyim. Çünkü romanımdaki anlatıcı marketten çıkıp kitabevine giriyor. Tam da şimdi uyduruyorum bunları. Not almaya devam ediyorum, elimin üstüne. Bir roman yazıyorum. Ben de varım. Romanımda, ben yine benim.

 

Danışmadaki insanlara iade politikasının nasıl olduğunu soruyorum. İkisine birden soruyorum, aynı anda. Bunu romanım için yapıyorum. Konuşurken ikisine ayrı ayrı bakıyorum. Karmaşık bir söz dizimi kullanıyorum. “İade politikası bu mağazanın ne?” diyorum. Sesim cılız, duyulmuyor. Onlara bakıp tepkilerini not ediyorum. Biri, “Affedersiniz?“ diyor. Diğeri, “Hı?“ Üçüncü bir danışma görevlisi tezgâhın arkasından yükseliyor, bir robot gibi. Bana bakıyor. Boynum seğirip geriliyor. “Bu mağazanın kapanış saati ne?“ diyorum. Hepsini planlamıştım. “Joyce Carol Oates‘un hangi kitapları var?“ diyorum. Tereddütle birbirlerine bakıyorlar. Neyse, diyorum. Çabucak Biyografi bölümüne yürüyor, çömelip bütün bunları avucumun içine yazıyorum. The Sting biyografisi önümde duruyor. Genç Sting‘in yüzü. Bunu da not ediyorum. Romanım için.

 

Dergilerin bulunduğu yerde, kaybolmuş biri gibi dolanıyorum. Yabancı biri. Annesini arayan bir çocuk gibi. Oyun bölümüne gidiyorum. Reyonlarda dolanıyorum. Müzik bölümüne gidiyorum. Kafeye gidiyorum. Üst kata çıkıyorum. Bir yerde duruyorum. Romanımı düşünüyorum. Başka bir yere geçiyorum. Orada dikiliyorum. Aklıma bir fikir geliyor. Gidip tek kişilik bir pelüş koltuğa oturuyorum. Anlatıcı 100. sayfada delirecek. 99. sayfada anlatıcının aklı başında olacak. 101. sayfadaysa anlatıcı tam bir meczup. Cebimden bir kalem çıkarıyorum. Bunu koluma yazıyorum.

 

Kurmaca bölümüne gidiyorum. Rastgele kitaplar alıyorum elime. Her bir kitabın ilk cümlesini okuyorum. Her bir kitabın son cümlesini okuyorum. Her kitap için o anlık değerlendirmeler yapıyorum. 1 ile 100 arasında puan veriyorum. Çoğu kitap 20 puanın altında kalıyor. Birkaç kitabınsa ilk cümlesini bile bitiremiyorum. Canım sıkılıyor. Bu kitaplar 1 puan alıyor. Zihnen iyi hissediyorum. Kendime güvenim artıyor. Sanırım bütün bunları romanımda yazacağım. Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser‘in yanına gidiyorum. Kimse var mı diye etrafa bakıyorum. Hiç kimseyi görmüyorum. Tek kişilik boş bir pelüş koltuk görüyorum. Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser‘in boş sayfalarından birini yırtıp alıyorum. Boş sayfaya Cesaret kelimesini yazıyorum. Marazi kelimesini yazıyorum. Aykırı kelimesini yazıyorum. Romanımda bu kelimeleri kullanacağım. 

 

Birisi, çok satanlar sergisine kahve döktüğünde ne olduğunu görmeliyim. Romanımda bunun olmasını istiyorum. Kafeden bir kahve alıyorum. Kitapların sergilendiği yere gidiyorum. Hemen girişte. Orada dikiliyorum. Bunun romanım için ne kadar muhteşem olacağını düşünüyorum. Kahveden bir yudum içiyorum. Dilimi yakıyor. Kahveyi bir Harry Potter kitabının üstüne koyuyorum. Ellerimi Harry Potter kitabının üstüne koyuyorum. Kahvemi alıyorum. Bunu yapamam. Üzerimde gözle görülmez bir baskı hissediyorum. Beni harekete geçmekten alıkoyan. Mıknatıslar gibi, her yerde. Kahveyi bırakıyorum, Harry Potter‘ın suratına. Siktir et, sikmişim Harry Potter’ı deyip bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorum. Becerebilseydim bunun hayatımda bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum. Kahveyi döktükten sonra birkaç kıza asılacağım. Arkadaş ortamlarına gireceğim. Liderleri olacağım. Başlarına geçeceğim. Seks partisi yapacağız. Hepsini elden geçirip hamile bırakacağım. Hepsinden çocuklarım olacak. Onlara kölelerim diyeceğim. Hepimiz Queens‘te yaşayacağız. Bir yer altı tünel sisteminde. Onlara görevler vereceğim, Dövüş Kulübü‘ndeki gibi. Çocuklarımın daha fazla çocukları olacak. Ama önemi yok. Sonuçta hepsi benim kölem olacak. Genetik olarak. Yer altı tünelimde yaşayacaklar. Tünelimi daha da derine kazacaklar. Dosdoğru Çin‘e. Çin Seddi‘nde gezinip Çinlilerle üreyecekler. Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser‘den aldığım sayfayı çıkarıyorum. Bütün bunları not ediyorum. İçimden tekrar tekrar okuyorum. Sanırım iyi gidiyor. Sanırım, ben bir dâhiyim.

 

Burada kahvemi yudumlayarak dikiliyorum. Romanıma hangi ismi vereceğimi düşünüyorum. Ben ve Kölelerim, yazıyorum. Dosdoğru Çin‘e, yazıyorum. Kahvemi bitiriyorum. Birisi bana doğru yaklaşıp suratıma bakıyor. Aşağıya, ellerime, boş kahve fincanına bakıyorum. “Yardım edebilir miyim?” diye soruyor. Genç bir adam. Bir görevli. Hayır, diyorum. Bakmaya devam ediyor. Suratıma bakmak için kafasını çeviriyor. İyiyim, diyorum. Harry Potter‘ın suratına bakıyorum. Gözlüklerine. Görevliye arkamı dönüyorum Seyahat Rehberi bölümüne gidiyorum. Paris ve Bahamalar için hazırlanmış seyahat rehberleri görüyorum. Orada dikiliyorum. Görevlinin girişten uzaklaşmasını bekliyorum. Bir süre daha dikiliyorum. Basılı yayınlar sergisinin yanından çabucak geçiyor ve kitabevinden çıkıyorum. Dışarıda güneş sapsarı. Gök masmavi. Dimdik dikiliyorum. Dış görünüşüm fena değil sanırım. Kaldırım bembeyaz. Sanırım, bir roman yazıyorum. Sanırım, ben bir romancıyım.

 

Kaldırımda dikiliyorum, roman yazmayan bütün bu insanlardan kendimi daha üstün görerek. Uzun boylu bir adam yanımdan geçiyor. Bir roman yazıp yazmadığını düşünüyorum. Muhtemelen yazmıyor. Kendimi ondan üstün hissediyorum. Benden yaklaşık iki karış daha uzun. Bana bakmıyor. Kitabevine giriyor, arka tarafımdan. Otoparka yürüyorum. SUV‘ım [1] burada. Arabama biniyorum. Oturuyorum. Direksiyon başına geçiyorum. Koltuğun kollarını yukarı kaldırıyorum. SUV‘ın arka koltuğuna geçiyorum. Arabayı başka birisi sürüyormuş gibi. Burada bir süre oturuyorum. Burada uzun bir süre oturuyorum. Otoparktaki insanları dinliyorum. İnsanlar kitabevine girip çıkıyor. Romanımın beni ünlü yapıp yapmayacağını düşünüyorum. Bir kitap turu yapmam gerekip gerekmediğini düşünüyorum. Genç bir çiftin arabalarının yanında öpüştüğünü görüyorum. Kitabevine giriyorlar. Kim bilir kendi aralarında kaç roman yazmışlardır, diye düşünüyorum. Muhtemelen sıfır. Karanlık çökmeye başlıyor. Dışarıdaki insanlara bakıyorum. Gözlerimle onları takip ediyorum. Kaçının bir roman yazdığını düşünüyorum, tabii aralarında yazan varsa. Bir kadının köpek severmiş gibi oğlunun başını okşamasını seyrediyorum. Çocuk sıvışıp yaylanıyor. Bir adamın otoparktan geçişini seyrediyorum. Arkadaşları sırıtıyor arkasından. Gülüyorlar. Kitabevine giriyorlar. Dizlerimi koltuğa çekiyorum. Büzülüyorum. Şoför ve yolcu koltukları duruyor önümde. Dönüyorum SUV‘ın arkasına karşı. Dışarısı karanlık. Otoparkın ışıkları yanıyor. Arka koltuğun üzerinden atlıyorum, arabanın bagaj kısmına. Burada oturuyorum. Etraf sessiz. 

 

Arka koltuğun arkasına bakıyorum. Bir arabanın yanımda durmasını dinliyorum. Saklanmış gibi hissediyorum. Dışarıdaki arabanın durmasını dinliyorum. Kapıları açıl

 

ıyor, kapanıyor. Sesler duyuyorum. Bir adam ve bir kadın. Adam, bu gece çatıda yapalım, yatak yaparız, diyor. Kadın gülüyor. Kadın, komşunun bahçesinde ön kapıya karşı yapalım, yatağı ayarlarız, diyor. Gülüyorlar.

 

Yeniden sessizlik oluyor. Karanlık. Sanırım, kimse burada bagajda oturduğumu bilmiyor. Uzanıyorum. Dizlerimi çekiyorum. Küçücük hissediyorum. Bagajı dolduran karanlığa bakıyorum. Sanırım, bunu da romanımda yazacağım.

 

 

1 Yol ve arazi için tasarlanmış hem çekme kapasitesi hem de kamyonet özelliğine sahip yolcu taşıma aracıdır.

 

 

 

Çeviri

Zeynep HIdır

 

İllüstrasyon

Zeynep Oba

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon