Fiyakaya Mektup

01.11.2015

Çocukluk sorunlarımın en sık ve başarısız çözümü yalvarmaktı. Evet evet, her şey için yalvarabilirdim Ülgen abi. Sen, beni sadece sana yalvarırken gördün belki ama ben aslında sandığından daha çok yalvarırdım. Mesela en çok senin için birilerine yalvarırdım. Çünkü buna değerdin, gerçekten sen bir şeylere benim kadar ya da benden çok sahip ol isterdim. Belki abi olduğun için, belki sırf yürüyüşüne hayran olduğumuzdan kim bilir? Her nedense işte fark etmez, aslında bütün çocuklarla birlikte bunu gizlice isterdik ama herhalde ben biraz daha cesur olduğumdan dile getirirdim.

 

Yokuş aşağı inerken kolların kabara kabara yaylanırdın, biz çocuklar sana hayran kalırdık. Sen önümüzden geçip gittikten sonra arkandan kollarımıza bakardık, bizimkiler sönük olurdu. Yürümek için birkaç adım atardık arkandan, tıpkı sen olmak için. Ne fayda, eğreti birkaç delikanlılık çabası...

 

Bisikletimle yolunu kestiğim günü hatırlıyor musun? “Ülgen abi!” diye bağırarak tam çarpacakken durabilmiştim de ön tekerleğimi tekmeleyip, “İnsanın önüne böyle çıkılır mı bebe?” demiştin. O gün gevelemiştim ağzımda ama bugünkü aklımla cevap vereyim: Çıkılmaz abi. İnsanın önüne öyle zart diye çıkılmaz. Ama çocukluğun freni yok işte. Çıktık o gün. Sahi niye bir tane patlatmadın o gün bana? Belki o kadar da şapşal bulmuyordun beni. “Sağ kolun olayım mı Ülgen abi? ” diye sormuştum. Biri bana böyle bir soru sorsa, ben Ülgen abi olsam, patlatırdım ensesine bir şaplak ama sen yapmadın. Neymiş “sağ kol” olmak anlattım ayaküstü, sen de dinledin abi. Hatırlıyorum esmer yüzünü çattın, “Ne o lan, evinizde televizyon var da oradan mı öğreniyorsun yoksa sen bunları?” diye sordun. “Yok abi. Allah Kuran çarpsın ki yok. Ne arasın televizyon bizde? Almanya’da akrabalarımız var diye adımız zengin çocuğuna çıktı bizim de. Valla evde olan, iki üç paket Alman çikolatası bir de dayıma gelen bir şişe viski. Başka da bir şey yok yeminle. Ne televizyonu ya? Okulda hademeye Çokoprens kutusu taşırken yardım ettim de o dedi valla. “Aferin, sağ kolum ol sen benim” dedi. Ondan öğrendim. Ne olur abi olayım işte sağ kolun ”

 

O gün seninle konuşurken korkmuyor değildim biliyor musun? Sana sağ kolun olmak için yalvarırken beni güçsüz ve beceriksiz bir yalaka gibi göreceğinden korkuyordum. Uzunca bir süre gözlerini kısarak yüzüme baktın, “Doğru söyle” dedin. “Evde hiç Marlboro da mı yok?” Vardı, biliyordun. Dayım camiden çıkar çıkmaz yakmıştı bir tane, sen de görmüştün. Keskin gözlerinden kaçmamıştı. Madem sağ kolun olacaktım acaba sana Marlboro getirebilir miydim evden? Bunu yapacak kadar cesur muydum? Erkek miydim?

 

Yaptım valla. Dayım kanepede yüzü bana dönük uyurken hem de. Düşünsene gözünü açsa sehpanın üstündeki paketten iki dal sigara çekiyorum. Annem mutfaktan bir gelse enselenme pahasına... Leblebi tozu almak için cepten bozuk aşırmaya benzemez ki bu. Yakalansam yerdim okkalı bir sopa. Sokak yasağı da cabası. Ama yaptım, sırılsıklam bir tişörte mal olsa da. O ıpıslak tişörtle geldim koşa koşa yanına, uzattım iki dal sigara.
- Bu kadarcık mı?
- Evet ama yine getiririm daha sonra.
- Niye ıslandın lan bu kadar?
- Ömerler balkondan su dolu balon atıyorlardı. Beni yabancı sandılar herhalde. Eeee olacak mıyım sağ kolun?
- Bakalım hele. Yak bakalım birini.

 

Yaktım abi. Bir de çektim içime. “Hih annem geldi” der gibi. Çok öksürdüm senin için. Sonra kız kaçıran düdükledim Ömerlerden misketle, yine senin için. Askerdeki abini ara diye iki haftalığımı biriktirip jeton aldım sana. Anneme “Çok koy beslenmemi acıkıyorum ben okulda” desem, karnımda kurt olmasından şüphelenseler ve tahlil için bir sürü kan versem bile beslenmemin yarısını sana verdim okula girmeden. Hayır abi, bunları sayıyorum çünkü o güzel dediğin kıza senin adına çiçek götürdüğümde kız seni reddetti diye bana “Toz ol bir daha gözüm görmesin seni” dediğine göre mutlaka hatırlamıyordun bunları yaptığımı. Hayır, kızın benim başımı okşayıp “Ne tatlı çocukmuş bu” demesine bozuldun diyeceğim ama hem kız benden dört yaş büyük hem de sarışın ki sarışınları hiç sevmem. Hayır, kızın sana sokak serserisi demesine bozulduysan onu da ben dememiştim o demişti. Ayrıca o kız ne bilirdi serseriliğin güzelliğini. Tamam, “Toz ol!” dedin anladık. Peki, adamdan saymadın onu da anladık ama abiciğim, insan mahalleden o hafta taşınacağını da mı söylemez?

 

Şimdi ben bunları sana niye yazıyorum? Nihayet üniversitenin ilk yılını bitirmiş gelmişim. Şerefime rakı masası kuruyor dayım. Hoşbeş derken Marlboro paketini uzatıyor. “İçiyorsan yak bakayım bir tane” diyor. Elimin uzanmasıyla sana Marlboro çalışımı itiraf edişim bir oluyor. Ben tebessüm ediyorum. Dayım “A hatırladım o çocuğu, intihar etmiş o çocuk ya geçen sene” diyor. Nedenini bilen yok. “Belki kız meselesi... Zaten serserinin tekiydi” O yüzümde kırılan tebessüm var ya, yansın.

 

Hayır abi sana gelmeyecek olsun, ben bu mektubu yine de yazacağım. Dayıma falan da alınma, onlar ne bilir serseriliğin güzelliğini? Yahu sen gitmeden bir Marlboro içseydik karşılıklı, gecenin içinde karanlığa yuvarlansaydık. Sen öldün diyene de bakma, ne bilir bunlar fiyakayı?

 

İllüstrasyon

Canan Barış

 

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon