Siyah

Elbette böyle olacağını bilmem mümkün değildi. Her halükarda şansımı denemek, sonuçlarına katlanmak mecburiyetindeydim. Zaten ta en baştan, hepimiz sonumuzun ne olacağını az çok biliyorduk. Yine de pişman olup olmadığımı sorsalar, sanırım “değilim” diye cevaplardım.


Emin olamıyorum son günlerde. Tıpkı elli sene öncesinde, büyük Theodosius zamanında zorla Hıristiyan yapılan ihtiyar babam gibi, eski zamanların alışkanlıkları ve puslu hatıralar, hayatımın her anında verdiğim kararları etkiliyor. Tanrılar korusun, şikayetçi değilim bu durumdan. Onlardan tek dileğim, büyük başkomutan Flavius Aetius’un yanında savaşacak şanlı Scholae[1] birliğine dahil olabilmek için sapkın Hıristiyanların dinine geçmiş gibi yapmamı affetmeleridir. Başka şansım yoktu. Ah, yüce Mars![2] Ne çok sığınır olmuşum çaresizliğimin ardına.


Zamanım oldukça azaldı. Kara veba beni almaya geliyor, bunu kemiklerimde hissediyorum. O yüzden, sadece Styx’i[3] geçtikten sonra tanrıların karşısına çıkıp onlardan affımı dileyebilmek için olanları anlatmam gerekiyor. Bu sadece bir görev değil, aynı zamanda bir gereklilik de. Gelecek nesiller o gün neler olduğunu tam olarak bilip anlamalı ki bu olayların önü alınabilsin.


Theodosius’un ölümünden yirmi beş sene kadar sonra, Roma’nın kenar mahallelerinden birinde doğmuş kader yoldaşı üç çocuğun tarihin akışını bu kadar değiştirebileceğini kimse bilemezdi. Ufak tefek hırsızlıklarla, anne ve babalarımızdan yediğimiz dayaklarla büyürken, lanetli Attila Roma’ya peş peşe vahşi saldırılarda bulunmaya başladı. O saldırıları karşılamaya giden lejyonlardan her seferinde daha az adam geriye dönüyordu. Önce Kryzos’un babası geri dönmedi, sonrakinde Valerius’un. Lejyon üçüncü sefer için toplandığında babam ne olacağını biliyormuş gibi benim saçlarımı karıştırdı, kulağıma eğilerek “Benim için tanrılara dua etmeyi unutma!” diyerek göz kırptı ve arkasını dönerek dağınık sırayla yürüyen, heybetli savaşçıların arasına katıldı. Ah, ne kadar şanlıydı gün ışığında parlayan zırhlarıyla yürüyüşleri!


Ben, bu satırları yazan Maximian, o sahnenin babamı gördüğüm son an olduğunu biliyordum; fakat çocuk aklımla bir dağ gibi güçlü olan babamın her seferinde geri döneceğine inandığımı da kimseden saklayacak değilim. Birkaç ay geçtikten sonra pazaryeri bir söylentiyle çalkalanmaya başladı. Attila kendisine karşı gönderilen tüm lejyonları pusuya düşürüp yok etmiş, Roma’ya yürüyordu. Roma’ya bir çeşit kaos hakim olmaya başlamıştı, şehri korumaya yetecek kadar asker yoktu. Birilerinin Attila’ya karşı durması gerekiyordu, bir kahramanın.


General Aetius’un Roma’nın savunması için asker topladığını duyduğumuz ilk akşam Valerius ve Kryzos ile her zamanki gibi büyük amfi tiyatronun kuzey kapısının önünde buluştuk. Üçümüz de gergindik, fakat ne yapılması gerektiğini biliyorduk. Babalarımızın intikamını alacaktık. General durumun aciliyetinden dolayı savaşabilecek durumda olan herkesi askere alıyordu; dolayısıyla on beş-on altıyaşlarındaki çocukların, her ne kadar önceden ciddi bir eğitimleri olmasa da, lejyonlara katılmasının önünde ciddi bir engel yoktu. Gecenin geç saatlerine kadar tartıştık, sonunda Attila’ya karşı durabilecek olan tek kişinin Aetius olduğunda hemfikir olarak yeminimizi ettik: İçimizden hayatta kalan tek kişi olsa da, ne pahasına olursa olsun Attila ile yüzleşecek ve onu öldürecektik. Böylece, yıllardır karşısında düşen kahraman savaşçılarımızın ruhunu onurlandırmış olacaktık.

Ertesi gün, kimselere haber vermeden askerlerin arasına katıldık. İlk savaşımızla ilgili hatırımda kalanlar, sadece Tanrı’nın Kırbacı’nın[4] yıldırım gibi tepemize çöken hafif atlılarının kaplumbağa formasyonunu[5] darmadağın etmesi, Kryzos’un yüzünün sol tarafından girip kafasının arkasından çıkan bir kılıçla oracıkta ölmesi...


Hafızamdaki boşluklar şu köhne kulübede acılar içinde yazmaya çalıştıklarıma da yansıyor. Özellikle bacağım... Ah, Aetius bir mucizeyi gerçekleştirerek o savaşta durduğumuz hakim tepeden hiçbir barbar Hun’un geçmesine izin vermedi. Valerius ile birlikte Kryzos’un yasını tutarken, yeminlerimizi bir kez daha tekrar ettik. O kış barış olduğunda sıkı bir disiplin içerisinde çalışmaya başladık. Zamanı gelmeden, yeminlerimizi gerçekleştirmeden ölmeye hiç niyetimiz yoktu. Yıllar böyle geçti ve biz yükseldik. Her şeyin belli olacağı son savaşın öncesinde lejyonlar tekrar toplanmaya başladığında ben iki seçkin Scholae lejyonunun generali olmuştum, Valerius ise yardımcımdı. Aetius’un emriyle orduyla birlikte yürüyüşümüzü tamamlayıp Katalunya Ovası’nın yanındaki hakim tepelere yerleşip beklemeye başladık. Attila her an saldırıya geçebilirdi, o yüzden tetikte olmak zorundaydık.


Gece yarısına doğru Aetius beni ve Valerius’u çağırarak birliğin durumunu ve savaş hakkındaki fikirlerimizi sordu. Ona, 5.300 kişilik lejyonlarımın, gözünü kırpmadan Roma için ölecek kadar sadık olduğunu söyledim. Ah, nasıl bir gururla kör olmuş gözlerim! Aetius ise memnuniyetle onaylayarak Scholae’nin savaşın kaderini belirleyeceğini söyledi. Fakat Roma’nın zafere ulaşabilmesi için ben ve Valerius’un verilen emirlere harfi harfine riayet etmemiz, birliğimizin savaşma kabiliyetini sürekli üst seviyelerde tutmamız elzemdi. Aetius’un üzerinde durduğu en önemli nokta ise askerlerimizi savaş esnasında gereksiz çatışmalara sokmamamız, boşa zayiat vermememizdi. Biz Roma ordusunun gözbebeğiydik.


Aetius’un çadırından çıktığımızda Valerius ile birbirimize baktık. İkimizin de aklında aynı düşünce vardı: yeminlerimiz. Babalarımızın, Kryzos’un ve Roma’daki nice ailenin intikamını alma şansı sonunda önümüzdeydi. Yıllarca süren çabamız sonunda meyve verecekti. Gülümseyerek Valerius ile tokalaştık ve çadırlarımıza döndük. Onu bilmiyorum, fakat ben o gece sabaha kadar uyumadım.


Ertesi sabah, erken saatlerde hazırlıklar başladı. Piyadeler ve okçular yerlerini almadan önce şafak sökmeden bizimle birlikte savaşacak olan Vizigotların, Alanların, Frankların ve Burgundiyalıların kralları ile Aetius’un çadırında tekrar toplandık. Gururlu Theodoric[6] ordunun merkezinde yer almak için ısrarcı olsa da, Aetius Vizigotların uzun mızraklarına sağ kanatta ihtiyaç olduğunu söyleyerek bu isteği reddetti. Son savaş planları konuşulduktan sonra her kral ve general komutası altındaki askerlerin başına döndü.


Savaş Attila’nın tarafında savaşan Ostrogotların sağ kanadımızdaki Vizigotlara saldırmasıyla başladı. Aetius’un ne kadar büyük bir komutan olduğunu savaşa katılmak için sabırsızlanarak beklediğim tepenin üzerinden huşu ile izlediğimi hatırlıyorum. Ostrogotların kısa kılıçları, Vizigotların uzun mızraklarını geçip saf derinliklerine erişemiyordu. Sol kanattan ve merkezden yüklenen ordumuz hafiften yorulma belirtileri göstermeye başladığında, öğlene doğru ilk emrimiz de bize ulaştı. Aetius hemen düşmanın sol kanadının arkasından geniş bir yay çizip hızlıca vurup kaçmamızı istiyordu. Hevesle gereken emirleri verdim ve askerleri saldırıya geçirdim. Sol kanadın etrafından dolaşıp Hun atlılarının etrafını çevirdik. Böylece askerlerimin ve ordumuzun arasında sıkışan büyükçe bir hun atlı birliğini yok ettik ve ilk pozisyonumuza geri çekildik. Saldırıda beş yüz kadar asker kaybetmiştik, ama durumdan memnundum. Zira ölen her askerin yanında en az beş Hun atlısı götürmüştü.


İkinci emrimiz savaşın iyice kızıştığı öğleden sonra geldi. Sağ kanattaki Vizigotlar, sürekli yan taraftan Hun atlı okçularının saldırısına uğruyordu. Zaten iyice yorulmuş olan askerler üzerindebu saldırılar moral çöküntüsüne sebep oluyordu. Bu gidişle sağ kanat çökecekti. Bize verilen emir, sağ kanattaki Ostrogotların üzerine hızlıca bir hücumda bulunup düşmanın sağ kanadını merkezden ayırmaya çalışıp onları imha etmekti. Haberci emirleri aktarmayı bitirdikten sonra Aetius’un bir uyarısı olduğunu da söyledi; Scholae hayati önem taşıyordu ve ne pahasına olursa olsun birinci öncelik birliğin bütünlüğünü korumaktı.


Haberciyi sabırsız bir el hareketiyle kovaladım ve emirleri vererek beklentiyle yüzüme bakan askerlerimi harekete geçirdim. Yer, ağır zırhlı atlarımızın nal darbeleriyle sarsılırken Ostrogotların üzerine kabus gibi çöktük. Onlar çil yavrusu gibi dağılırken hızı kesmeden birliği bir mızrak başı şekline sokarak yönümüzü Hun ordusunun merkeziyle Ostrogotların birleştiği noktaya doğru çevirdik. Arkamızdan bizim gelişimizle zafer çığlıkları atmaya başlayan Vizigotları duyabiliyordum. Tanrılar aşkına, ne kadar güzel bir duyguydu o!


Ostrogotların Hunlarla bağlantısını hemen hemen kestiğimizde bir anlığına atımın üzerinde yükselip savaş meydanına baktım. Aetius’un emirlerine göre hemen geri dönmemiz gerekiyordu, fakat Attila’nın sancağı çok yakındı. Belki birkaç yüz metre ileride salınan sancağa ulaşabilirsek Attila’nın işini bitirebilir, intikamımızı alabilirdik. Sağ tarafıma döndüğümde kanlar içindeki yüzünde hülyalı bir gülümsemeyle atının üzerinde oturan Valerius’un da benimle aynı yere baktığını gördüm. Tüm şan, şöhret bizim olabilirdi. Askerlerim bu belayı Roma’nın üzerinden sonsuza kadar atabilirdi.


Bir kalp atımı kadar kısa bir sürede kararımı verdim. Arkaya dönüp emirleri verirken geride bıraktığımız Vizigotların üzerine tekrardan saldıran Hun atlılarını gördüm. Onlar da Theodoric’in sancağına yaklaşmışlardı, saldırımızdan kaçışan Ostrogotlar da tekrar saf tutmuş Vizigotlarla savaşıyorlardı. Fakat onlar için yapacak bir şey yoktu. Hepimiz buraya ölmeye gelmiştik. “Mars bize yardım et!” diye sayıklayarak emirleri verdim ve askerlerimle birlikte yıldırım gibi Hun mevzilerine daldık. Önümüze ne çıkarsa kesip biçerek ilerliyorduk. Biz Roma’nın gözbebeğiydik. Attila’nın sancağına ulaştığımda bir an her şey durdu. Sancağın bulunduğu tahtırevan boştu, etrafımız Hun ve Ostrogot askerleri ile doluydu. Kandırılmış, tuzağa düşmüştük. Savaş bitmişti. Kaybetmiştik. Ve hepsi benim, Roma’nın kenar mahallelerinde doğmuş aklıevvel bir komutanın yüzündendi.


Emirler savurdum ve mümkün olduğunca safları tekrar oluşturduk. Kolay teslim olduğumuzu söylemeyeceğim, hayır. Scholae’nin tamamını orada kaybettik, ama hepimiz yanımızda en az birini götürdük ölüme. Hun atlıları o hengamenin içinde tek bir cümleyi haykırıp duruyorlardı bize, kaba gırtlaklarına uymayan sözcüklerle: “Memento mori!”[7]


Valerius düştükten birkaç dakika sonra Scholae’den kalan son adamlarla birlikte ben de düştüm. Bacağıma bir kılıç saplanmıştı, atım ise yaralanmış... Kendime geldiğimde aklıma gelen ilk şey neden ölmediğim ve savaşın ne olduğu idi. Çok halsizdim. Susamıştım. Ölülerle dolu, üzerinden akbabalar uçan savaş alanında başıboş gezen atlardan birini aldım, üzerine çıktım ve tekrar kendimden geçmeden önce sürebildiğim kadar sürdüm. Galiba iki saat kadar at üzerinde gittikten sonra bu terk edilmiş kulübeye ulaştım. Şans bu ya, muhtemelen bir habercinin atını yakalamışım, eyerin yanında mürekkep, hokka ve divit takımı buldum.


Bu, kulübedeki dördüncü günüm. Bacağımdaki kılıç yarası gittikçe kötüleşiyor. Savaş alanında baygın yatarken beni ısıran sıçanların bulaştırdığı kara veba kollarımın altında kabarcıklar çıkarmaya başladı. Hangisi beni daha çabuk öldürecek bilmiyorum. Veba mı, yoksa yaralı bacağımın kangreni mi. Heyhat! Mühim değil artık hiçbiri. Büyük yeminimdir tek arkadaşım ve kader yoldaşım Valerius’u öldüren. Açgözlülüğümdür Vizigotların hükümdarını mezara götüren. Gururumdur Aetius’u mağlup eden. En kötüsü, varlığımdır büyük Roma’yı tarihin yıkıntıları arasına gömen.


Ben, Scholae lejyonları generali Marcus oğlu Maximian, hepsinin sebebi, tarihin katiliyim. Tanrılar ve Romalılar beni affetsin.



İllüstrasyon

Eray Ekimci


1 Yun. Büyük Theodosius’un kurdurduğu, doğrudan imparator ya da yetkilendirdiği general tarafından kumanda edilen seçkin atlı birliği. 2 Yun. Zafer tanrısı.

3 Yun. Yunan mitolojisinde ölümden sonra geçildiğine inanılan nehir. 4 Roma’da Attila için kullanılan isim. 5 Roma’da kullanılan bir askeri strateji, bu stratejide askerler kalkanlarını birleştirerek geçilmesi zor bir kabuk oluşturur.

6 Got Theodoric ya da I. Theodoric olarak da bilinen, Vizigotların efsanevi kralı. 7 Lat. Ölümü hatırla.



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Devlet Terörü ve Anarşinin Maskesi

Bütün hayatı boyunca toplumla çatışma halinde yaşamış Percy Bysshe Shelley‘nin şiirlerinde bireysel çıkmazlar yerine toplumsal adaletsizliklerin karşısında durması ilginç bir detaydır. Parla

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon