Ey Kör / Ömer Hayyam / Çağrışımlar

19.03.2017

Fazıl Say & Serenad Bağcan’ın 

Yeni Şarkılar albümünden “Ey Kör“ adlı şarkı eşliğinde okuyunuz.

 

 

‘’Anlattığına çok benziyor.’’ 

 

Duvaklar, davullar, ziller… Kemikli bir elden diğer ele verilip sıkılan tabancalar. Toprakbastılar, banknotlar, testiler… Burmalı bir bilekten diğer bileklere mendil uzatırken müziğe karışan şıngırdamalar. Bir barut kokusu aldı sardı dört bir yanı. Barutun kokusu yıllardır nadasa bırakılmış ayaklarımızın altındaki tarlada karıştı toza. Halayı çepeçevre saran bir toz bulutu, sağımda amcam solumda yengem. Adımlarımı havada hissediyorum, sola üç sağa dört adım. İçimde gittikçe büyüyen bir sevinç. Davulcu her tokmağı vurduğunda koyun derisine, yüreğimde hoplayan tarif edemediğim bir duygu. Bir lokomotifin son vagonlarından biri gibi salınıyorum adeta. Kafam güzel. Dişim de ağrımıyor artık. Büyük büyük aldığım nefesler hiç sonu gelmeyecek bir yolculuğu anımsatıyor bana. Terliyorum. Koltukaltlarımdan, saçlarımdan, daha yeni kesilmiş sakal diplerimden boncuk boncuk… Davul arkamda kaldı, müzik her dönüşümde çepeçevre beni sarıyor. Başım dönüyor, hıçkırıyorum arada bir, ceketimi nereye attığımı anımsamıyorum. Alkışlar, hobareyler hep bir ağızdan, ağız dolusu sevinçle… Her şey benzersiz bir uyum halinde. Her hopladığımda memelerimin de vücuduma karşı koyamadığını, göğsüme çarptıklarını hissediyorum. Davul daha da hızlanıyor, şarkıcı sesiyle yakalıyor davulun hızını tefin zillerine zillerine vurarak. Elinde bir başka tefle şabacı, kız tarafının akrabalarından para istiyor ardından yere dökülen paraları topluyor. Kahkahalar duyuyorum erkek tarafından gelen. Bir mutluluk sarmalının içinde parmaklarımın uçlarına kadar yoruluyorum. Hamlamış kaslarımın her birini et kesiyor. Kırılan testiden dökülen şekerleri almak için çocukların birbirleriyle olan kavgalarının sesleri çalınıyor kulaklarıma. Sağ kolum amcamın kolundan sıyrılıyor, tekrar yakalıyorum kopmadan zincir. Solumda yengem bir kahkaha patlatıyor.

 

• • •

 

Zeminine çimento dökülmüş, yanları toplama kalebodurlardan desensiz bir banyoda; annem beni bir demir leğenin içinde yıkıyor, üzerinden buhar çıkan tasla aldığı sıcak suyun üstüme bocalanmasıyla irkiliyorum, boğulacağımı düşünüyorum çırçıplak. Banyonun rutubetten yeşermiş tavanından bir damla su pıtlıyor kafama, sıcak suyun verdiği huzur bozuluveriyor. Elinde kalıp sabunla saçlarımı yolarcasına çitiliyor annem. Vücudumun her yerini el örmesi lifle bastıra bastıra kızartıyor. Nasırlı elleri birden bulaşık teli gibi yakıyor canımı, ‘’Ah!’’ diyorum. Banyonun çiğ duvarlarında yankılanıyor sesim. ‘’Burnundan nefes alma!’’ diyor, ağzımdan nefes aldığım için cevap veremiyorum o anda. Burnuma su kaçarsa boğulup öleceğim zannediyorum. Başındaki başörtüyü çıkarmak için birkaç saniye duruyor rahatlar gibi oluyorum, tekrar alıyor eline keseyi bu sefer sırtımdan tutup önümü çeviriyor. El örmesi lifin içine koyuyor sabunu, iki eliyle ovalıyor, ovaladıkça köpürüyor lif. Boncuk boncuk… Bastırarak apış arama sokuyor keçeyi. İleri geri bastıra bastıra çitiliyor. Canımı yakıyorsun diyemediğim için off’lamaya kalkıyorum, boğulacağım zannedip içimde tutuyorum ne diyeceksem, ağzımdan büyük büyük nefes alıyorum. 

 

• • •

 

Dişimin sızısı geri geldi, tüm sevincim azı dişimdeki zonklamayla sekteye uğradı. Rakının etkisi yavaş yavaş geçmeye başladı sanırım. Sağ omzumdan amcam sıyrılıp kaçtı, yanı başındaki dayımgillin oğlu Görkem’in omzuna atıyorum kolumu. Görkem kulağıma eğilip gürültüden tam da duyamadığım bir şey söylüyor; ‘’…yor!’’ Tam ‘’Ne?’’ diyorum diğer kolumdan yengem ayrılıveriyor. Zinciri koparmamaya çalışıyorum, bir yerden tanıdığım ama çıkaramadığım adamın omzuna atarken kolumu. Davulcu da yorulmuş olacak ki müziğin ritmini yavaş yavaş azaltıyor, zurnacı yetişiyor yardımına. Davulcu sadece bızbızla çalmaya devam ediyor, omzundan sıyrılmaya başlamış davulu hoplatarak tekrar omzunun üstüne yerleştiriyor. Onun da kel başından süzülüyor terler. Son bir var gücüyle tokmağı elinde bir tur döndürüp vurmaya devam ediyor. Zurnacı sustu. Halayın sonuna eklenmiş küçük çocuklar birer birer yorgunluktan ayrılmaya başladı. Halayın ortasından ayrılan teyzelerle beraber kalabalık halka her turda azalarak bölünmeye, dakikalar önceki dünyanın hiçbir yerinde rastlanamayacağını düşündüğüm o anki ahenk bozulmaya başladı. 

 

• • •

 

‘’Kim yapmış kız Hacer? Ne dedi jandarma? Allah belasını versin, soyu sopu devrilesice herifin. İtin dölü, gebersin tez zamanda… Hiii! Ne demek bulamamışlar kim olduğunu? E yazık değil mi şuncacık kızancağıza? E nolcak şimdi? Yemeğini yedi yedi, radyo açtım dinliyo masumcak. Tamam tamam merak etmeyesin ben bakıyorum gözüm gibi yavrucağzıma… İçin rahat olsun Hacerim… Tamaaam tamam dedim ya, merak etme sen, yavrun yingesine emanet.’’

• • •

 

Zurnacı derin bir nefes alarak tüm hünerini sergilemeye başladı. Dişimin sızısı davulcu her davula vurduğunda gelip gidiyor. Halay başını değişe değişe anahtarlar, tefler, mendiller alıp götürüyor. Köyün delikanlıları kaldı sadece halaya devam eden, bir de ben. Adımlarım adımlarıma karışıyor, gecenin sonuna dair arzum bile artık silinip gitmiş, haz duyduğum ne varsa sanki bu halkadan birer birer kopmuş ve ayrılmış gibi. Artık şuursuzca halkadan kopmamaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. Bir şekilde halayın son bulmasını bekliyorum, halaydan kopmaması gereken kişinin ben olması omuzlarımda büyük yük. Yengemin yerine geçen bir yerden tanıdığım ama  çıkaramadığım babam yaşındaki adam kulağıma eğilip ‘’Beni hatırladın mı?’’ diyor. Anlamsızca sırıtıyor, kafasındaki saçlar dimdik. Suratında cevap bekleyen bir ifadeyle gözlerime bakıp duruyor. Sol omzumda dayımgilin oğlu, Görkem’e bakıyorum, adamın dediğini anlar gibi bir ifade bürüyor yüzünü. Görkem halaydan sıyrılıveriyor, sağ eli belinde halayın ortasına geçiyor başlıyor döktürmeye, herkesin gözü üzerinde, döktürdükçe döktürüyor meydanın ortasında. Herkes alkışlarla eşlik ediyor. Halay onun etrafında döndükçe, adımları adımlarıyla yarışıyor. Sağ elini beline bağladığı ceketin yanına koyuyor, çöktükçe yerden duman kalkıyor, yerden duman kalktıkça o çöküyor, arada bir gökyüzüne kaldırıyor başını, sol elini alnına alnına vuruyor. Neden sonra yavaş yavaş olduğu yerde durulmaya, adımlarını küçültmeye başlıyor. Davulun ritminden bağımsız bir halde elleri beline bakışları tek bir yere sabitleniyor, sadece ayakları bir ileri bir geri gidip geliyor. Yüzünde sabit hissiyatsız bir bakış. Herkesin gözleri onun üzerinde, onun elleri belinde, ayaklarını da  zemine sabitliyor ve belinden çıkardığı tabancayla yanımdaki adamın üstüne yürüyor. 

 

Gökten kargaların çığlığı yükseldi ve davul sustu.   

 

 

‘’Anlattığın adama çok benziyor demiştim.’’

 

İllüstrasyon:

Özge Mercan

 

 

 

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon