Gülten Akın Şiirlerinde “Ürkek” Kadınlar ve “Kederli” Anneler

Gülten Akın’ın şiirlerindeki “kadın” izleğinin peşinden gidildiğinde şairin poetikasına ilişkin önemli bilgiler ortaya konulabilir. Eleştirmenlerin de üzerinde çok durduğu, şairin poetikasının temelini oluşturduğunu ileri sürdükleri kadın izleği çoğunlukla “kadın duyarlığı” bağlamında ele alınmış ve şiirlerinde “annelik” odak hâline getirilmiştir. Şairin yaşam öyküsü de dikkate alındığında oldukça anlamlı olan ancak bu yaklaşım şiirlerdeki “anne” ya da “eş” değil, bir birey olarak var olabilen “kadın”ın aranmasını, görünür olmasını engellemiştir.


Akın şiirlerinde korku, yalnızlık, dilsizlik gibi duygularla yaşamın kıyısında kalan ürkek ve tedirgin kadınlar vardır. Örneğin Sessiz Arka Bahçeler’deki “Korkak Kadınlar Şiiri”nde yaşamlarını evde ve ev için alışveriş yapmakla geçiren bu yüzden de davranışları otomatikleşmiş kadınlar vardır “Onlar için pazarlar, erkekler / sevda ile sıkıntı arasında / bir gider bir gelirler / gencömrü aşmak, bir dağı aşmak / sonra da genç sanmaları kendilerini / ol sebeptendir.”. Bu kadınlar “kendileri” için hiçbir şey yap[a]madıkları için “zaman”ın geçtiğini ve yaşlandıklarını fark etmezler. Şiirin devamında sırtlarında çocukları, saati sormaktan korkan bu kadınların duygularını dışa vuramayışları nedeniyle nevrotik bir hâl aldıkları görülür: “yitirmek tek yılgı / sevdikleri sevmedikleri de olmuşsa zamanla / şakırlar sevdiklerini de / ötekini nevroza dönüştürüp saklarlar”. Sessiz Arka Bahçeler’deki “Evdeki Kadının Şiiri”nde de şiir kişisi tüm ömrünü “ev”inin içinde geçirir: “mutfak oda yatak arasında / yatakla beşik / nice nice yol döşendi”. Evdeki kadın, mutfak ve yatak odasıyla kuşatılmıştır ve çocuklara ait sorumlulukları içinde kaybolmuştur.


Akın’ın Kestim Kara Saçlarımı isimli kitabındaki “Sorumlu Kadın” şiirinde de kadın”, “korku” ile özdeş olarak belirir ve kadınların ataerkil anlayışın kendilerine dayattığı kurallarla karşılaşılır: “Sana kim taktı bu sorumluluğu kadınsın / Nerden aldın “olmaz”ları o “geçilmez”leri / Bir yanından “senin değil öbür yanın” geçiyorum / Bu senin yüzünden gülmelere bu ne bu”. Yaşamları “olmazlar”, “geçilmezler”le kuşatılmış kadınlar, direnç göstermeden sessizce dayatılanları kabul eder: “Tüm karşıyız binlerce yıl çoğunlukta / Kara tartılarda ağırlığımız / Tüm kadın tüm inanç tüm korku”.


Sonra İşte Yaşlandım’daki “Kent Bitti”de de erkekler “kanına alkolden kıymıklar batıran / erkekler doğuyor çılgınlıklarından” dizelerinde çılgınlıklarıyla yer bulurken kadınlar yine sessizdir ve kendilerini rahimlerine kapatıp, sırlarıyla oynarlar: “kadınlarsa / kapatıp kendilerini rahimlerine / sırlarıyla oynuyorlar”.


Akın’ın, yetiştirilme tarzının kadınları “edilgin” olmaya zorladığı yönündeki düşüncelerini, şiirlerinde de dile gelir. “Kadın Yaratıcılığında, İnsanca Duyarlığa Evet” başlıklı yazısında kadınlara beğenip seçebilme özgürlüğünün verilmediğini, küçük bir çocukken edilgin olmasının teşvik edildiğini belirtir. Kız çocuklarının ağaca çıkmasının, çelik çomak oynamasının ayıplandığını ve yasaklandığını ifade eder. Kız çocukları kendilerine dayatılanları kabul etmeli ve itaatkâr olmalıdır. Sığda’da yer alan “Gücenik Yoksul Günler”de kadınlar “ezberci ve küçük kızlar” olarak tanımlanır: “O kadınlar kendilerini tüketme okullarının / Ezberci küçük kızlarıdır, hiç değişmezler / Oynar kara kılıcıyla saçlarında ama ürker / Onlar alayların sessiz kaleleri...”. “Kent Bitti”deki “kanına alkolden kıymık batıran erkekler” bu şiirde bencillikleriyle var olur: “Bencil erkekler, yoksul günler”. “Kendini tüketme okulunun” ezberci küçük kızları kendilerine dayatılan rolleri sorgulamadan kabul eden, “sessiz kalelerdir. Bu dizelerde kadınların ataerkil anlayışın kendilerine yüklediği cinsiyet rollerini kabul etmesi “küçük ezberi kızlar” ifadesinde somutlaşan eleştirel bir üslupla ifade edilir. sevda kalıcıdır’daki (1991) “Dedem Öldüğünde” isimli şiirde de yine ataerkil anlayışın kadınlara dayattığı roller ve kadınların bu anlayışla biçimlenen toplumsal yapıda nasıl konumlandığı dile getirilir. Kadına “sessizlik” dayatılır ve kadının, toplumsal yaşamdaki yerinin erkeklere göre “aşağda” olarak konumlandığı şiirde, şiir kişisi küçük bir çocuktur: “Bir var ki alttan almalıymışım onlara göre / Bana yöneltilene karşılık / Bir aşağda olmalıymış sözlerim”. Şiir kişisinin annesi ise kızına erkeklere göre nerede konumlanması gerektiğini öğretirken, acısını “sessiz” yaşama, kimseye sesini duyurmama telaşesine girmiştir: “Annem incecik bedenine / Deli vuruşlar indiğinde / Ağzından çıkan sözcükler şunlardı / “Bağırma, duymasın kimse”.


Toplumsal yaşam; kuralları, değer yargıları ve kadınlara yüklediği rollerle, kadınları kuşatır, bu kuşatılma da Akın’ın şiirlerinde bir izlek olarak varlığını hissettirir, Kestim Kara Saçlarımı adlı kitabında yer alan ve aynı başlığı taşıyan şiirde kadınların kendi çevrelerinde, onları kuşatan kuralların içinde çaresizliği dile gelir: “Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön / Yasaktı yasaydı töreydi dön / İçinde dışında yanında değilim / İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi”. Bu dizelerdeki “yasak, yasa, ayıp, töre, geçim sıkıntısı” ifadelerinin oluşturduğu metonimik öbek kadınları sınırlayan olgulara vurgu yapar. “Dön” kelimesindeki tekrar, bu kurallardan ve baskılardan kurtulmak için bir çağrı olarak da okunabilir. Gülten Akın dendiğinde akla ilk gelen şiirlerden biri olan “Kestim Kara Saçlarımı” kadınların özgürlüğünü ve kurtuluş umudunu imleyen bir şiir olarak okunagelmiştir. Orhan Koçak ise Şiirin Dili ve Bilinci’ndeki (2004) “Gülten Akın’ın Sesleri” başlıklı yazısında bu şiire ilişkin farklı bir bakış açısı sunar. Koçak, şiirdeki “ironik” tonun “kara saçların kesilmesinin” neyi imlediğini anlamayı engellediğini belirtir:


Kara saçların kesilmesi bir özgürleşim midir, bir lanetten kurtuluş mudur, yoksa bir türlü özgürleşemeyen kişisinin mazoşistçe bir ters dönüşle kendi tutsaklığından öç alması mıdır? Kara saçlar tutsaklığın mı imgesidir yoksa gerçekleşmek isteyen kadınlığın mı? Tutsaklıkla cinsellik karşıt mıdır yoksa özdeş mi? Şiirin ironik tonu kesin bir cevabı dışarda bırakır.


Bu ironinin nesnelliğine vurgu yapar ve tarihin ürünü olduğunu belirten Koçak’ın yorumları göz ardı edilemez ancak “kara saçların kesilmesi” kadın deneyimi bağlamında bir özgürleşme biçimi olarak görülebilir. Şiirin devamında dile getirilen “kara saçların” kesil[e]miyor olması, özgürlüğün önüne konulmuş bir engel olarak semboliktir: “Tutsak ve kibirli -ne gülünç- / Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez / İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı / Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum”.


Kestim Kara Saçlarımı’dan on bir yıl sonra yayımlanan Kırmızı Karanfil’deki “Pas” başlıklı şiirde de şiir kişisi “[S]açlarımı yine uzun tuttumdu bir ağırlık olsun diye” der, bu dize kadını saçıyla yani estetik yönüyle değerlendiren anlayışa işaret eder. Geleneksel toplum yapısında kadını temsil eden en önemli özelliğin “saç” olduğu düşünüldüğünde “kara saçların kesilmesi” özgür olabilmenin önkoşuludur ve şiirin devamında kara saçların kesilmesinin yaşamdaki dönüştürücü etkileri ifadesini bulur: “Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi / Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen – / Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım”.


Sessiz Arka Bahçeler’deki “Kapıcı Kadınlar Şiiri”ndeki “eğerek başlarını / yeraltından usulca çıkıyorlar / mor yemenileri ve turuncu hırkalarıyla / kapıcı kadınlar, kocalar, çocuklar” dizelerinde kadınların ezilmesi sınıfsal farklılıklarla imlenir ve “kapıcı kadınlar” solgun yüzleriyle “yer altından” çıkar ve çorak kentleri bahçelere dönüştürürler: “Çorak kentlerimizi bahçeye dönüştürüp / solgun daha solgun daha solgun / uçuyor yüzleri geceye kadar”. Kapıcı kadınların seslerini kısarak, sözlerini eksilterek ve başlarını eğerek yeraltından çıkmaları hem sınıfsal bir gönderme içerir, hem de “kadın”lıklarına vurgu yapar. “Kapıcı kadınlar, kocalar, çocuklar” dizesindeki “kocalar” ifadesinde erkeklerin, kadınlar üzerinden tanımlanması dikkati kadınlara yöneltir.


Gülten Akın’ın şiirlerinde evlilik kadınların kapatıldığı bir alan olarak karşımıza çıkar. Kate Millet’in Cinsel Politika’da devlet politikasıyla desteklendiğini ileri sürdüğü ataerkil aile yapısı, kadınların eylemlerini ve yaşam alanları daraltır. Millet, ataerkil düzenin, kadını ve çocukları erkeğe bağımlı kıldığını, yaptırımları ve sınıflara göre değişen ve süreklilik gösteren “evrensel yasaklamalar yoluyla, hem çocuğun ve hem de ananın durumlarının öncelikle ya da uç noktada erkeğe bağımlı olduğunu” ileri sürer. Akın’ın, Kestim Kara Saçlarımı adlı kitabının girişinde yer alan dizelerde erkeğe bağımlılık, eş olmak ve annelik; kaçılması, uzaklaşılması gerekli roller olarak tanımlanır: “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından / Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan / Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa / Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı”.


“Dönme Kapısı”nda da, ev içi sorumluluklarının bağlayıcılığı “kurulu sofra ütülü gömlek tanım / ben yine o senin beklediğin kapıdan / gelirim ya şu şeytan” dizlerinde ortaya çıkar. Rüzgâr Saati’ndeki “Bir Mevsim Bir Dal İki Serçe”de de gitmek isteyen, şarkının başını [bir anlamda da kendisini] unutmak isteyen ve bunu gerçekleştiremeyeceğinin farkında olan bir “annenin” sesi duyulur: “Annecik terk edip gitmek istiyordu / Şarkının başını unutmak istiyordu / Terk edemezdi unutamazdı biliyordu”.


Akın’ın şiirlerinde ataerkil toplumsal yapının etkileri öne çıkar. Kadınların cinselliği bir izlek olarak Akın şiirlerinde yer almaz. Erkek cinselliği Kırmızı Karanfil’deki “Oğlanın Türküsü”yle sınırlı ve yüceltilmiş olarak yer bulur: “Bizim erkeklerimiz / Dört mevsim bahar gibidir. / Sevişirken yeniden doğar gibidir / Al atla savaşa gider gibidir”. Sevişirken “yeniden doğar” ve “al atla savaşa gider” gibi olan erkeklerin bu “performansı çocukların “güzel”liğinin nedeni olarak gösterilir: “Güzel olur çocuklarımız / Çokturlar, çabuk boylanırlar”. Bu dizelerde ataerkil anlayışın da yücelltiği “erkeklikle” karşılaşılır. Erkek cinselliğinin “coşkusuna” yönelik bu vurgu, “savaşçılık”la kurulan her ne kadar eleştirisi yapılsa Akın şiirlerinde ataerkil toplumsal anlayışın kadına bakışının belirleyici olduğunu gösterir. Orhan Koçak, Gülten Akın’ın şiirlerinde kadın cinselliğinin yer bulmayışını şairin zihnindeki “Cumhuriyetin kadın imgesi”nin etkisiyle açıklar:


Kendi döneminin solcu aydınlarının büyük çoğunluğu gibi Gülten Akın da Kemalist projenin yükünü üstlenmiştir. Kendi içinde çatışık bir figürdür Cumhuriyetin kadın imgesi: Medeni ve siyasal yönden belki kısmen özgürleşmiş ama bunu cinsel kimliğindeki vurguyu hafifletmek pahasına elde etmiştir. İsteklerinden veya eğilimlerinden çok, ödev ve sorumlulukların insanıdır.


Bu noktada farklı bir bakış açısına değinmek, kadınlardaki yazarlık korkusundan söz etmek gerekir. Jale Parla, M. Gilbert ve Susan Gubar’ın, Madwoman in the Attic isimli çalışmalarında kadın yazınındaki, “yazarlık korkusu”nu ortaya çıkardıklarını ve kadın yazarların, kendi cinslerine yakışmayacağı düşünülen yaratılar ortaya koymaktan çekindiğini öne sürdüklerini belirtir. Bu açıdan bakıldığında Gülten Akın şiirlerinde kadın cinselliğinin yer almaması şairin Kemalist projenin yükünü üstlenmesiyle birlikte ve hatta bunun ötesinde ataerkil anlayışın egemen olduğu toplumda evli bir kadın ve anne olarak konumlanmasının etkileriyle açıklanabilir. Her açıklama biçiminde de şairin şiirlerinde cinsellik bağlamında eril söylemin hüküm sürdüğü açıktır.



*Yazarın “Türkçe Şiirde ‘Kadın’ Şairlerin Poetikalarının Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi” adlı tezinden alıntılanmıştır.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Darbe Döneminde Yasaklanan Kitaplar

Yönetim sıkılaştığında düşünmenin, düşündüğünü ifade etmenin zorlaştığı -hatta bazen imkansızlaştığı- herkesin malumudur. "Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelmeye çalışır." der V

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon