“Edebiyat ve Kuir” Aktivist Söyleşisi


Bu sayımızda LGBTİ+ hak savunuculuğu alanındaki aktivizm hareketinde söz sahibi olan dört isimle söyleştik. Kuir hareketteki yerleri, düşünceleri, sanatın ve edebiyatın ne derecede kuir olduğu hakkındaki görüşlerini aldık. İyi okumalar.


Okuyucularımıza kuir hareketindeki yerinizi ve kendinizi kısaca anlatır mısınız?



Beren Azizi (BA): Tabii tanıtırım. Onur Haftası gönüllüsüyüm aynı zamanda BÜLGBTİ+’tanım. Bir yandan da öğrenciliğim devam ediyor, ikinci lisansım olarak tarih bölümü öğrencisiyim. Daha önce radyo, sinema ve televizyon bölümünden mezun oldum.






Kemal Ördek (KÖ): 2007’den bu yana LGBTİ ve seks işçileri hakları alanında çalışmalar yürütüyorum. Bir yandan ulusal düzeyde savunuculuk, kapasite geliştirme, kampanyalar, hak ihlalleri izleme ve belgeleme çalışmaları koordine edip yönetirken; diğer yandan da uluslararası alanda çalışmalar yürütüyorum. 2013’ten bu yana Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin yönetim kurulu başkanıyım. Kırmızı Şemsiye’ye ek olarak ise, Orta ve Doğu Avrupa ile Orta Asya Seks İşçileri Hakları Ağı’nın yönetim kurulu üyeliğini yapmaktayım. Bir yandan da Kırmızı Şemsiye Fonu, Kadınlar için Acil Eylem Fonu ve Astraea Lezbiyen Vakfı’nın danışma kurulu üyesiyim. Geçmişte, Transgender Europe’un eş-başkanlığını yaptım, Seks İşçiliği Projeleri Küresel Ağı’nın Politika Yetkilisi olarak çalıştım. Kısacası, aktif bir şekilde LGBTİ ve seks işçileri hareketi içerisinde projeler geliştirmeye ve uygulamaya devam ediyorum.




Levent Pişkin (LP): Bir yerim olup olmadığını bilmiyorum, elimden geldiğince hak savunuculuğu yapmaya çalışıyorum bir ibne olarak. Aktivist kelimesiyle ilgili ciddi endişelerim ve eleştirilerim olsa da şimdilik öyle diyelim.

Seyhan Arman (SA): Hareketimiz şimdilerde ‘kuir hareket’ olarak mı adlandırılıyor? Daha eşcinselliğin ne olduğunu anlatamadık ne kuiri ay? Ay derken dünyanın uydusu olan değil, zırıllık anlamında kullanılan ay veya ayol. Artı daha bunun lezbiyeni var, transseksüeli var, interseksi var sonra veganlar var. Veganlar kuir sayılır mı ki? Kuir neydi? Kuir zırıllıktı. Kuir normalleşmemekti. Kuir emekti. Evet, buldum kuir emekti! Şivey şivey yani.

Ayrıca kendimi anlatabilmem için bana koskoca bir sınırlama getirdiniz “12 punto ve 1 sayfa” diye. Bu şartlarda kendimi anlatmam zor. Bir zahmet Google amcaya soruversinler. :)

KAOS-GL’de yazılarınızın yayımlandığını biliyoruz. KAOS-GL’nin Türkiye’deki kuir hareket bağlamında ne kadar etkili olduğunu düşünüyorsunuz? Kuir olarak nitelendirebileceğiniz Türkçeye de çevrilmiş en ‘’sağlam’’ bulduğunuz teorik kaynak nedir?

BA: LGBTI+ mücadelenin yayıncılık ayağında KAOS GL’nin oldukça önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Aktivist ve aktivist söylemleri havuzu sunuyor okuyucuya, bunun yanında habercilik de yapıyor. Yaygın medyanın lgbti+ dışlayıcı ve yer yer nefret söylemli haberciliğine karşı olarak bir referans noktası oluşturuyor KAOS-GL habercilikte. Daha alternatif yayın organları LGBTİ+ özelinde gündemleşmiş bir haberi yayımlayacakları vakit KAOS-GL’nin diline, haberleştirme kurgusuna dikkat ediyorlar, bazen de doğrudan haber kaynağı olarak kullanıp kendi yayın organlarına taşıyorlar bu haberleri. Yani diyebilirim ki ulusal ölçekte GZONE ile LGBTİ+ kitle iletişim aracı işlevi görüyor, uluslararası ölçekte ise LGBTI News Turkey ile Türkiye’nin LGBTİ+ gündemini dünyaya taşıyan işlevi var. Kuir olarak nitelendirebileceğimiz kaynak dediğimizde kuiri sıfatlandırmış oluruz, bu durumda birçok kaynakta kuir sıfatını karşılayacak özellikler bulmak mümkün. Kuir teoriyi ders gibi anlatan bir temel kaynak soruluyorsa şayet yapısalcılık ve yapısalcılığın eleştirisi olarak post yapısalcı felsefenin yapısalcılığın hangi noktalarını ısrarla eleştirdiğini kabaca anlatan temel eserlerle işe başlanabilir. Zira kuir kuram post yapısalcı felsefenin ürünü bir teoridir. Dolayısıyla yapısalcı toplumsal cinsiyet kuramları, postmodern feminizm öncesi feminist kuramlar bilinmeden anlaşılması pek mümkün olmayan kuramlardır. Her post yapısalcı kuramda olduğu gibi kuir kuramın da bir giriş kitabı aslında yoktur. “Sağlam”bir referans kaynağı yoktur; aksine sürekli kendinden öncesine referans vere vere kurgulanmış bir kaynaklar toplamıdır. Jagose’un adında da giriş sözcüğü olan Türkçeleştirilmiş bir giriş kitabı olsa da ilerlemeci modern teoriler ve bunun devamı olarak özellikle yirminci yüzyıl feminizmi anlaşılmadan kuir kuramın sadece LGBTI+ hareket özelinde düşünüp anlamak pek mümkün olmayabilir.


Kuir bireylerin seks işçiliği konusunda yaşadıklarını nasıl değerlendirirsiniz? Kuir seks işçiliğini diğer ülkelerle karşılaştıracak olursak Türkiye’yi nerede görüyorsunuz?


BA: Kuir bir kimlikse kuir bireyler kimdir sorusunu yanıtlamak LGBTİ+ kimliklerinde olduğu kadar olağan değil. Bu sebeple kuir kimlikteki bireyleri hangi açılardan bir araya toplayacağız ve hangi açılardan bu bireyleri ortaklaştırıp bu ortaklıkları üzerinden diğer seks işçilerinden ayıran koşullarını tespit edeceğiz? Bu sebeple seks işçiliği gibi ekonomik alanlardaki yaşanmışlıkların analizlerinin genel olarak seks işçilerinin çalışma koşullarının analizi, özel olarak da hangi sınıfsal-kimliksel koşulların bu çalışma koşullarındaki zorlukları daha da zorlaştırdığına iktidarı da hesaba katarak bakmanın gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, barınma, sağlık, eğitim haklarına ulaşım, güvenli yaşam, korunma gibi konularda devlet LGBTİ+ ve/veya kuir bireylere tarihsel ve güncel olarak nasıl yaklaşıyor gibi soruları sadece kuir odaklı değil feminist, LGBTİ+ hareketi ve kuir odaklı yaklaşarak düşünebiliriz. Bunlar işin zorlu kısımları. Diğer kısımlara geçersek, seks işçiliği hizmeti verenlerin istedikleri gibi çeşitli arzu hizmetlerini sunabildikleri alanlar var mı Müşterilerin ve iş yerinin kuirleşmesi nasıl? Bu alanlarda özelleşmiş şovların, tiyatroların, sokakların, dergilerin, alanların olduğu yerler nasıllar? Her kimliğin hem çalışan hem müşteri olarak ulaşımına açık mı? Bu kısımları kıyasladığımızda Türkiye’de hala ağırlıklı olarak heteroseksist bir seks işçiliği kabulü mevcut.


Kuir hareketin Türkçe yazılan edebi eserlerdeki yansımasını yeterli buluyor musunuz? Daha önce edebiyatımızda cinsiyet algısının üzerinde dikkat çekici derecede söz söyleyen bir metin okuma şansınız oldu mu?


BA: Yeterli yetersiz bulmaktan ziyade kulaktan dolma genellemelerle kuir teoriyi bir çeşit belirsizliğin meşrulaştırması olarak kullandıklarına tanık oluyorum. Hâlbuki gerek kültürel sebeplerle otosansürün olduğu gerek siyasi sebeplerle siyasi iktidardan kaynaklı ahlakçı sansürün olduğu bir ülkede üretilen üstü kapal cinsellik temsillerinin altını biraz oyduğumuzda fobik çıkacak toplumsal cinsiyet yansımaları “kuir”in ezbere öğrenilmiş genellemeleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu sadece edebiyatta değil sinemada da böyle. Türkçe edebiyat kuir yansımasından ziyade estetik zenginlikten ve cesaretten yoksun bir edebiyat. Bunun tabii ki otör sebepleri olduğu kadar makro siyasi sebepleri de var, sadece yazarları yermek değil amacım. Bu eleştirilerimden sonra cinsiyet algısı üzerinde dikkat çekecek önemde ve derecede söz söyleme konusunda kimisi için çok klişe gelebilir ama Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok”unun üstüne çıkan pek eser yazılmadı henüz.


Yakın dönemde, faillerin ceza aldığı, emsal olarak gösterilebilecek bir cinsel saldırı davasının lehinize sonuçlandığını biliyoruz. Bu süreci zorlukları ve kazanımlarıyla beraber okurlarımızla kısaca paylaşmak ister misiniz?


KÖ: Açıkçası, bahsi geçen bu sürecimle ilgili yazılı ve görsel medya üzerinde çokça paylaşım yapıldı, konu çeşitli mecralarda fazlasıyla gündeme getirildi. Takdir edersiniz ki, bir yandan da, konunun üzerimde yoğun bir psikolojik ağırlığı mevcut. Sürekli şekilde bahsetmek ve yeniden yaşamak istemiyorum o süreci. Bir yandan hak savunucusu, diğer yandan mağdur olmanın getirdiği bir ağırlıktan bahsediyorum ve okuyucuların aslında beni olaydan bu yana – yani son bir buçuk senedir – saran travma iklimini takip etmesi açısından bundan bahsetmememin iyi olacağı kanaatindeyim. Yaşadığım olaydan bahsetmek istemiyorum; fakat olayı takip eden polis işkencesi ve kötü muamelesinden sürekli dem vurmak isterim. Tecavüz, yoğun bir şekilde tehdit ve hakaretlere uğramak ve sonrasında yardım talep ettiğiniz polis memurlarının sizi yeniden bir şiddet cenderesi içerisine sokması pek dayanılır bir şey değil. Trans ve seks işçisi olduğum gerçeği, olay esnasında ve sonrasındaki süreçte sürekli bir kısır döngü içerisinde mağdur edilmeme sebep oldu. Saldırganlar ile ilgili yürütülen soruşturma aşaması ile bana işkence ve kötü muamelede bulunan polis memurları hakkında yürütülen soruşturma (daha doğrusu soruşturmama) aşamaları ayrı bir travma süreciydi. Savcılıkların yavaşlıkları, saldırganların tutuklanmamaları, polislerin soruşturulmaması ve cezasızlıkla ödüllendirilmeleri ve benzeri her türlü gelişme beni çaresizlik hissine daha fazla itti. Aradan bir buçuk sene geçti, saldırganlara yönelik dava açıldı ve toplamda beş duruşma atlattım. Sonuç güzeldi ve bu durum beni şaşırttı ve bir o kadar da umutlandırdı. Üç saldırgan hapis cezasına mahkûm edildi. Öncelikle cinsel saldırı suçu sabit görüldü, tehdit, hakaret, hürriyetten alıkoyma, fiziksel saldırı ve hırsızlık suçlarından üç saldırgan için ayrı ayrı otuz yıl civarı hapis cezası verildi. Meseleyi görünür kılmanın, kampanyalaştırmanın ve toplumsal desteği arttırmanın mahkeme heyeti üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu ve trans bir seks işçisinin mağduriyeti sonrası saldırganların nasıl cezalandırıldığını görmüş olduk.


Derneğinizde kuir hareketle ilgili hangi alanlarda üretimler yapılıyor? Edebi değer taşıdığını düşündüğünüz üretimler gerçekleşiyor mu? Gerçekleşiyorsa bize bu işlerden bahsedebilir misiniz?


KÖ: Dernek olarak çokça yazılı yayın üretiyoruz. Bu üretimler geneli itibarı ile derneğimizin yürüttüğü alan çalışmalarının sonucunda ortaya çıkıyor. Alan çalışmaları esnasında yaptığımız röportajlar ve yaşam deneyimi aktarımları bu yayınları besliyor. kirmizisemsiye.org üzerinden “Kaynaklar” başlığına giriş yapıldığında İngilizce ve Türkçe olarak yayınlarımıza erişilebilir.


Başta trans cinayetleri olmak üzere kuir bireylere karşı işlenen nefret suçlarıyla ilgili hukuksal süreç sizce nasıl iyileştirilebilir? Bu konuda avukatların ya da hukuksal sürece dâhil olan diğer bireylerin kendi aralarında örgütlenmesine dair bir çalışma var mı?


LP: Yapılması gereken epey bir şey var hukuk alanında. Uygulayıcıların yasa yapım süreçlerine kadar çok geniş bir yasal alanda ciddi reformlar gerçekleştirmesi gerekiyor. Hukuk, daha özel anlamda mevzuat LGBTİ’leri görmüyor, görmediği alanda olumlu bir gelişme olması tabii beklenemez. O yüzden önce yasal tanıma dediğimi meselenin gerçekleşmesi ve anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği terimlerinin eşitliği düzenleyen maddede geçmesi gerekiyor. Buna istinaden kanunlarda ilgili düzenlemeler gerçekleştirilmeli ve LGBTİ’lerin yaşadığı problemlerin en azından yasal anlamda ilk etapta önüne geçilmeli. Ayrımcılık yasası mesela, ya da nefret suçlarıyla mücadele yasası yapılmalı. Bu sadece cinsel azınlıklar ile ilgili önem arz etmiyor. Etnik ve dinsel azınlıklara dair de bir yasal koruma imkânı getirir, en azından getirmesi beklenir. Bunun dışında hâkim ve savcıların bu konuya dair eğitilmesi ciddi önem arz ediyor. Zira hâkim/savcı dediğiniz de “Tecavüz, yoğun bir şekilde tehdit ve hakaretlere uğramak ve sonrasında yardım talep ettiğiniz polis memurlarının sizi yeniden bir şiddet cenderesi içerisine sokması pek dayanılır bir şey değil.” toplumdan çıkan insanlar, toplumdan bağımsız düşünemeyen, birtakım yargıları olan insanlar. Hukuk Fakülteleri’nde buna dair kısıtlı da olsa bazı akademisyenler çalışmalar yapıyor ama yetersiz tabii ki. Buna paralel olarak kolluk kuvvetlerinin de cinsiyet ve cinsel kimlik hususunda eğitim almaları elzem. Hatta belki kolluk içinde ayrı bir birim bile düşünülebilir. Ancak en temelde yapılması gereken heteronormatif ögelerle tanımlanan, hatta heteronormativitenin kurucu unsurlarından biri olan hukuk sisteminin nötrleşmesi, hatta bazı noktalarda cinsel azınlıklar lehine düzenlemeler yapması gerekli. Ve kuşkusuz ki en önemli husus mücadele. Toplumsal alanı ve olanı özgürleştirmediğimiz müddetçe bir özgürlükten söz edilmesi mümkün olmaz. Yasa dediğimiz şey gayet kadük kalabilir pratikte. Bu anlamda avukatların da oluşturduğu ağlar söz konusu. Aynı zamanda çeşitli platform ve derneklerde de buna ilişkin çalışmalar yürütülüyor.


Kuir hareketin açık mı yoksa kendi içerisinde kapalı bir şekilde devam eden bir hareket olduğunu mu düşünüyorsunuz? Türkiye’nin içinde bulunduğu bu zorlu dönemde sizce kuir hareketi bu durumdan nasıl etkileniyor?


LP: Zorlu dönemden kastınızın OHAL olduğunu düşünüyorum. Ya da artan şiddet olayları. Şöyle diyelim, milliyetçilik ve homofobi/transfobi kardeş müesseseler, bir yerde milliyetçilik ve buna bağlı şiddet olayları artıyorsa diğeri bununla orantılı olarak artar. Üstelik bu tür dönemlerde hareketin kendi gündemini yaratma/alan açma/alan kapma gibi sorunları oluyor. Bu da görünmezliğin ve dolayısıyla ihlallerin artmasına sebep oluyor. Hareket yek bir parça değil diğer soruya gelecek olursam. Dolayısıyla bunu her kurum ya da topluluk için ayrı ayrı değerlendirmek daha doğru olacak. Bir genelleme bizi yanlış bir noktaya götürebilir ama yapalım; LGBTİ hareket ittifaklara, ortak mücadeleye her daim açık oldu ve dahi insanları buna davet etti. Bu bağlamda çok kapalı ve salt kendi gündemini konuşan bir hareket olarak görülmemesi gerekir.


Kuir bir karakterin protagonist olduğu ve sizi oldukça etkileyen ya da severek okuduğunuz bir kurmaca metni (hikâye, roman vb.) okurlarımızla paylaşmak ister misiniz?


LP: En sevdiğimi yazacak olursam Giovanni’nin Odası sanırım. Epey etkilenmiştim.


BBC’nin “100 Kadın” projesinin listesinde adınızı görmek oldukça heyecan verici. Siz bu olayı nasıl karşıladınız?


SA: Benim için de heyecanlıydı. İlham veren yüz kadın arasında olmak, üstelik trans bir kadın olarak o mecrada kendini var etmek hem benim için hem de hareketimiz için önemli diye düşünüyorum.


Transfobik bulduğunuz Türkçe yayımlanmış olan bir kurmaca metin (hikâye, roman vb.) var mı? Trans bir karakterin yer aldığı ve severek okuduğunuz herhangi bir kurmaca metin oldu mu?


SA: Vardır mutlaka, aklıma gelmedi şu an. Daha doğrusu ilk aklıma gelenin yazarı ile bağlantıya geçmiştim ve fark etmediği bir fobi ile yazdığını anladığım için isim vermeyeyim şimdi. Severek okuduğum bir kaç tiyatro oyunu oldu; “Garaj” bunlardan birisi mesela. Ayrıca kendi yazdığım ve şu an provasını yaptığım “Küründen Kabare” isimli oyunu da her seferinde çok severek, beğenerek okuyorum. Ben yazdım diye mi acaba :)


Daha önce rol almanızın istendiği herhangi bir filmi senaryosundan dolayı reddettiniz mi? Reddettiyseniz neden reddetmek istediğinizi paylaşmak ister misiniz? Trans bireylerin hayatına dokunan ve etkileyici bulduğunuz bir filmi okurlarımızda paylaşır mısınız?


SA: Hem de defalarca reddettim. Hatta bir tanesinde doğrudan senarist/yapımcıya “Bıkmadınız mı bu ucuz klişelerden? Buradaki karakter transseksüel değil kafasına peruk takılmış bir adam. Derinliği olmayan böyle saçma bir karakteri oynamamı beklemiyorsunuz herhalde?” diye sordum ve toplantıyı terk ettim. Toplantıda bulunan ekipten iki kişi kapıda bana “İki aydır anlatamadığımızı on dakikada anlattınız. Teşekkür ederiz.” dediler. İlk aklıma gelen “Danimarkalı Kız”.


Son olarak, kuir hareketinin sokakta karşılaşabileceğimiz herhangi biriyle ilişkisini nasıl değerlendirirsiniz? Sokaktaki herhangi birine ulaşabilmesi bağlamında kuir hareketin soyut ve somut anlamda varabileceği yer sizce nedir?


BA: Öncelikle sokakta herhangi birileriyle karşılaşmayız. Herhangi biri diye “sade vatandaş” kimliğinin bir yanılsama olduğunu düşünüyorum. Karşılaştığımız kişi herhangi biri olabilir, bu doğru; ama hangi herhangi biri? Bu soru yanıtlanmadığı sürece “Sade vatandaşla ilişkisi nasıl bu meselenin?” şeklindeki soruların kolaydan zora doğru şeklinde şablonlu ve fazla tavizli siyasetlere sebep olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla önce bu, kimdir şu sokaktaki herhangi biri sorusunun yanıtlanması gerekiyor. Hareketin varabileceği yer nedir sorusunun yanıtıysa “devrim” değildir. Fobilerden arındırılmış “tertemiz” bir toplum da değildir. Vaatleri olan bir teoriden doğmuş ajandalı bir hareket değildir kuir hareket. Cinsiyetsiz mi çok cinsiyetli mi bir dünyaya doğru bilemiyoruz pek; ama ikili karşıt ikili cinsiyetli olmadığı kesin.


KÖ: Temas etmek değerlidir ve temas etmenin farklı yolları vardır. Yayın üretmek, görünürlük ve farkındalık arttırıcı etkinlikler düzenlemek, sosyal medya araçlarını kullanmak, yazılı ve görsel medya organlarına röportajlar vermek, sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği etkinliklere ve toplantılara katılım göstermek, sokakta eylemlilikler gerçekleştirmek ve benzeri her türlü faaliyet – sokakta veya değil – insanlarla temas etmenin yollarını oluşturuyor. On yıl önce bu meseleleri konuşmuyorduk, harekete dair kurduğumuz dil bile farklıydı. Son on yıl içerisinde gerçekleşen politik ve toplumsal gelişmeler herkesi olduğu kadar bizi de etkiledi ve kullandığımız argümanlar da gelişti ve hatta farklılaştı. Olumlu bir gelişme olarak görüyorum bunu zira bütün bu gelişmeler sokaktaki insanlarla nasıl etkileşim içerisinde olabileceğimizin tüyolarını bize sunmuş oldu. Tabii ki bu tartışma süreğen bir tartışma olarak her zaman gündemimizde olacak ve geliştirecek bizi. Bugüne dek kullandığımız araçlar ile bundan sonra kullanacağımız araçlar, hedef grup olarak kimi veya kimleri tanımladığımıza bağlı olarak etki gücünü arttıracaktır. Toplumun daha geniş kesimlerine erişebilmek amacıyla belki yöntemlerimizi değiştirmemiz veya değiştirmiyorsak bile geliştirmemiz gerekiyor. Bunun yolu da harekete daha fazla aktörü katmak, daha fazla örgütlenmek ve toplumsal gelişmeleri iyi analiz ederek stratejiler geliştirmektir. En azından son on yıl bunu göstermiş oldu. Eksik kaldığımız ve kendimizi geliştirmemiz gereken yerler de var, kendimizi takdir etmemiz gereken yerler de var. Hepsini bir torbada buluşturmak, analiz etmek ve yön belirlemek gerekiyor. Bütün bu konu detaylıca tartışılabilir ve bu gereklidir; ancak söylenmesi gereken önemli bir detay vardır. Bu detay da hareketin, nasıl tanımlanırsa tanımlansın, bir sosyal değişim etkisinin yadsınamaz bir gerçek olduğudur. Bu değişim kısa vadede kendini gösteremiyor olsa da orta ve uzun vadede sokaktaki insanla olan temas yollarının artması dikkate alındığında kendini göstermeye devam ediyor ve edecektir.


LP: Cevabı ömür süren sorulardan. Bir hareketin varacağı yeri kendi dinamikleri ve mücadele sahası belirler. Amerika’daki gibi ana akımlaşabilirsiniz de yine oradaki gibi “kuir” bir tahayyülle mücadeleyi bir hedef gözetmeden, eleştirel bir duruş ve sürekli yenilenerek devam ettirebilirsiniz de. Ben ikinciden tarafım. Sokakta karşılaşabileceğimiz herhangi biriyle ilişki konusunda ise sadece şunu söylemek isterim ki homofobi/transfobi bireysel meseleler değil. Bireyin tepkisi tek başına bir anlam ifade etmez bu sebepten.


SA: Bu çok zor bir soru; üstelik kısacık bir sohbette gırgır şamata yaparken nasıl bağlayabilirim bilemedim. Önce kuir hareketi tanımlamamız gerekir. Bunu ben yapamam. Daha doğrusu kuir dediğimiz şey net değil ki; akışkan. Kime göre ne ifade ediyor, bunu netleştirmeden ne desem boş. Artı sokakta karşılaştığımız herhangi birisinin kuir hareket ile ilişkisi var mı? Bırak hareketin kendisini adından haberi var mı? Hatta sokakta karşılaşabileceğimiz herhangi birisi de değil, bizim nasıl bir ilişkimiz var? Bence henüz bu çatı terimin altında birleşmemiz için erken. Henüz ilk akla gelen yaftalarımızla barışamamış, anlamlandıramamışken kuir muir bize uzak. Akademisyenler takılsınlar kendi aralarında; özümüzle barışınca döner sorarız kendilerine “Abicim kuir ne demekti?” diye.


Teşekkür ederiz.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

“Yılan Uykusu”ndaki İnsan

Sait Faik Abasıyanık “Yılan Uykusu” adlı öyküde insanın karmaşıklığını ve benzersizliğini iki hüviyetsiz karakter üzerinden anlatır. Öykü iki bölümden oluşur: İlk bölümde yazar ikinci tekil anlatıcıyı

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon