Akçakoca Köyü’nde Sıradan Bir Akşamüstü

31.03.2017

Çünkü buralarda kimseyi tanımıyorum, yalnız hissediyorum. Ait olmadığım bir bahçede yabancı bir sandalyede oturmuş, izleniyorum. Muhtar geldi, adımı yaşımı sordu. Söylemedim, neden söyleyeyim? Bu devirde kim kime adını söylüyor Nurten ha, kim kime? Ben neden söyleyeyim. Muhtar bahçelerine gelip izinsizce oturduğum evin sahibine döndü “Dilsiz mi bu?” diye sordu. Kadın bir adım öne çıktı “Bilemedik muhtar, kimsesi yok galiba buralarda.” dedi. Başka bir soruyu cevapladı yani. Ben susuyordum. Onları izliyordum, nasıl da merakla cevabımı bekleyişlerini, nasıl da şüphelenip izleyişlerini…

 

Muhtarın kahverengi kumaş pantolonu çift çizgi ütülü, ayaklarından başlayıp beline kadar süzdüm. Fark edince sinirlendi. Cebindeki anahtarları sallamayı bırakıp bir sandalye çekti, beyaz plastik. Karşıma oturdu:

 

-Hemşerim kimsin sen? De bakayım.

 

İki eli dizinde, bedeni bana dönük, başı yüzümü görmek için eğik de eğik.

 

Gözlerine bakıyordum. Dik dik bakıyordum neden bakmayayım. İfadesizdim. Sabrını, tahammül eşiğini merak ediyordum. Bir anda hızlı bir tokat çarpar yüzüme gibi geliyordu, öfkeyle azarlar. Omuzlarımdan tutup sarsar belki. Cebindeki anahtarları çıkarıp hızlıca kafama vurur, tükürür ya da? Bilmem. Orijinal şiddet gösterileri bekliyordum.

 

-Dilsiz misin?

 

Diye bağırdı. Sağ eliyle ağzının içini gösterdi, dilini dışarı çıkarıp yok mu işareti yaptı. Hiçbir tepki vermeyince ben, sinir bozukluğuyla güldü. “Hey Allah’ım” dedi. Bahçede duran diğerlerine döndü. Otoritesi sarsılacak, saygınlığı azalacakmış gibi gerildi. Diğerleri ona gülüyordu, o bana sinir oluyordu. Muhtardı ve ne idüğü belirsiz bu adamın kim olduğunu, köye nerden ne zaman geldiğini, anası babası olup olmadığını, ne istediğini, nereye gideceğini… Her şeyi öğrenmeli ve köylüsüne anlatmalıydı. Bu durumu o çözmeli, tüm bu tekinsizliği o gidermeliydi. Ona yüklenen tüm bu sorumluluktan dolayı köylüye sinir olmuştum. Konuşmamı beklediği için muhtara da sinir olmuştum. O sırada ev sahibi kadın su getirdi:

 

-Korkmuş bu bişeyden. Fena korkmuş. Baksanıza yüzüne, sapsarı ya.


Uyduruyordu. Hiçbir şeyden korkmamıştım. Gülesim geldi o an, gülmedim.

 

Muhtar arkasına döndü, kendisinden yaşça genç kel bir adama sanki biz duymuyormuşuz gibi “aklı yok, deli deli” dedi. Güldüler.

 

Kadınlar sessizliğimin açlıktan, susuzluktan, korkudan ya da pişmanlıktan olduğunu düşünürken erkekler delirdiğimden emin gibiydiler. Çocuklar korku ve merakla yanıma yaklaşmaya çalışıyorlardı, bir tanesi ısrarla gömleğime dokunuyor ben kafamı ona çevirene kadar elini çekmiyordu. Başımı ondan yana çevirince elini ateşten çeker gibi arkasına gizliyor gözleri kocaman, yüzümü izliyordu.

 

Akşam olmak üzereydi. Hava aydınlıktı ama basma eteklerdeki minik çiçekler, salıncak ipindeki sinek, muhtarın çilleri mesela görünmüyordu yani.

 

Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Güzel bir bahçedeydik, hava çok güzeldi, adını bilmediğim şişman teyzenin tek katlı evinin giriş kapısı hep açıktı, tül perdeden kesip kapıya yaptığı perde rüzgarda sallanıyor, sivri sinekleri içeri almıyordu. Ben bahçeyi sevmiştim; teyzenin güllerini, durup durup bana su getirmesini, meraklı bir grup insanın çevremden ayrılmayışını, çocukların hem tutkuyla yanımda kalmak isteyip hem de benden korkmasını… Halimden memnun muyum diye düşündüm, muhtar düşünceli bir şekilde burnunu kaşıyordu. Gece nerede kalacağım,
benden çok onları dertlendirmişti. Hem herkesin misafir etmek istediği bir tanrı misafiri, hem de
kimsenin bahçesine almayacağı tekinsiz bir yabancıydım. Muhtar ayağa kalktı:

 

-Neriman abla bu gariban bu gece senin bahçede kalsın olmadı? Yarın ben bir hal çaresine bakayım?

 

Neriman kabul eder mi etmedi. Şişko.

 

-Yok Osman saatlerdir zaten işi gücü bıraktık onla uğraşıp dururuz. Al götür gözünü seveyim. Senin yazıhaneye götür, kitlersin üstüne kapıyı, uyusun orda bu gece.


Neriman’la muhtarın konuşmasında köylü bir muhtara bir Neriman’a dönüyor, sessizlik olunca hepsi bana bakıyordu.

 

Muhtar düşünceli bir şekilde ayağa kalktı. Önüme geldi. Eğildi, iki eliyle dizlerini tutmuş bir halde, yüzü tam yüzümün hizasında kaba bıyıklarıyla bana baktı:

 

-Şimdi seni alıp yazıhaneye götürcez ama gürültü patırtı yaptırmadan tıpış tıpış gelecen emi?

 

Dedi. Benden onay bekledi ya da itiraz. Duruyordum. Onların tabiriyle mel mel bakıyordum. Ne yapabilirim Nurten, bu devirde, böyle bir devirde kim kimin yüzüne gerçek bakıyor? Ben neden bakayım.


Muhtar koluma girdi. Sandalyeden kaldırdı. Zorluk çıkarmadan onu takip etmeye başladım. Bahçedekiler bir alkış tuttu. Muhtar şaşırdı. Sevindi, böbürlendi.

 

-Afferin len.

 

Dedi kulağıma. Sonra başını daha da kaldırdı. Sanki ben kendim kalkmamışım da onun kudreti beni kaldırmış gibi kibriyle havalara uçtu. Bahçe kapısından çıkmamıza rağmen, köylü alkışı bırakmadı. Taşlık yolda muhtarla ben önde köyün çocukları ve aylakları arkada yazıhanenin yolunu tuttuk. Akşam ezanı başladı, alkışı bıraktılar. Kahvenin önünü geçtik. Hırsız mıydım? Terörist miydim? Nerden kaçıyor nereye gidiyordum? Elimde kolumda hiçbir şeyim yoktu, bir valizim, saatim, cüzdanım, mülküm yoktu. Dilenci olamayacak kadar varlıklı olduğum üstüm başımdan belliydi. Suçlu olduğumu düşünmediler. Fena biri değil gibi duruyor diyorlardı. Böyle hırsız mı olur? Böyle terörist mi olur? Kimsenin aklına jandarmayı aramak ya da beni sokakta öylece bırakmak gelmedi. Her kim olursam olayım köylü benden mesul gibiydi.

 

Yazıhaneye girdiğimizde kimse kalmamıştı. Muhtar odadaki eski bir koltuğu gösterdi:

 

-Te şuna kıvrılıverirsin. Bak şimdiden söyleyeyim burada para edecek hiçbir şey yok. O yüzden boş yere ortalığı da karıştırma. Sabah erken vakit gelirim, o zamana kadar sen de bi sakinleşirsin. Aklını bir toparlarsın da şu dilin çözülür. Derdin neymiş anlarız. Hadi Allah rahatlık versin.

 

 

Dedi, çıktı. Kapıyı üstüme kilitledi. Ona minnettar bakmadım. Kızgın da bakmadım. Hiçbir şey hissetmemiş gibi yaptım Nurten, yine de vazgeçmediler. Bana sinirlenmelerini bekledim, tartaklamalarını, bahçeden çıkarıp köy çıkışına kadar ite kaka kovalamalarını. Çok mu şey bekledim Nurten, bilmiyorum. İnsan gibi davrandılar, hala şaşkınım. Nasıl şaşırmam. Bu devirde kim kime böyle davranabilir Nurten? Sabah olunca sırf nasıl heyecanlanacaklarını görmek için onlara gülümser gibi yapacağım. Belki başımı bile sallarım bilmiyorum. Neyse uykudan gözlerim kapanıyor galiba Nurten. Koltukta tahta kuruları ötüyor, kafamın içi de hep böyle gürültülü. Muhtarın çerçeveli resmine baka baka uyuyacağım. Allah rahatlık mı versin? Vermez. Bu devirde kim kime bedava rahatlık veriyor Nurten ha kim kime?

 

İllüstrasyon: Göktuğ Karahan

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon