Bu Bizimki / Cemal Süreya / Çağrışımlar

01.04.2017

 

 

 

Fazıl Say & Serenad Bağcan’ın Yeni Şarkılar albümünden “Bu Bizimki” adlı şarkı eşliğinde okuyunuz.

 

Paradiso

 

Parktan insanlar elini ayağını çekeli saatler geçti. Bir yaprağın gölgesi astı kendini ağacın dalından, yere düştü, boynunda ip! Ne kadar seversen o kadar katliamdır kaybedip kaybedip bulamamak. Yıkıcı bir aşk bu! Yollar yollara bölünür, aklın onda kalır, yarım yarım eksilirsin sonsuzluğa erişip gidelim derken. Ama şimdi, tüm bunlara vakit varken... Hava iyice soğudu, burnun turuncu, ellerin titrek ve tek yumruk. Nefesinle ısıtmaya çalışıyorsun. Üstündeki incecik gömleğinden başka kıyafetler dikip giydirdi üşüme diye sana yüreğim. Ben sen esen serin poyrazda üşüme diye düşünürken nasıl bir öfke bu? Hainler! Seni nasıl dövdüler? Sırf yaşama tutunabilmek için annenden babandan habersiz kaçıp geldiğin bu kent bile seni sığdıramadıkları dünya oldu. “Yanında kalem var mı?‘‘ Dakikalarca çantamı kurcaladım ama yok! Keşke olsaydı. Yasadışı cümleler devşirip aşkımızı yazardık betonarme banklara. Gecenin bu saatinde loş sokak lambalarının altındaki banklardan birinde izbe bir parkta oturupahlak bekçilerini ve soyguncuları karşımıza alma cesaretinde bulunduk. Isınırız diye aldığım şarabın verdiği cesaretle beraber aklımda sadece elini tutmak... O kadar korunmaya muhtaç o kadar yabancısın ki bu kente... Ama bizim sanki tepeden tırnağa tanışıklığımız vardı. Titrek dudaklarınla mırıldandığında ilk defa duyduğuma emin olduğum melodi bile sanki tanıdıktı. Başını omzuma yasladın. Eksiliverdi birdenbire tüm kaygılarım. O an ne gölgeler ne karanlık gözler ne de mavi kırmızı! Tam tepedeyken Çoban Yıldızı, seni üşüttüğü için kızdığım poyraz birleştiriverdi dudaklarımızı!

 

Purgatorio

 

Sabaha kadar soğukta sokaklarda dolaştığımız günler geride kaldı, beraber bankta oturduğumuz parktan bile geçemiyorum artık. Kökü dışarda Arnavut Kaldırım‘larına tökezleyip duruyorum hayatımdan çıkıp gittiğinden beri. Oysa aşkımızın imkansızlığını kendi imkanlarımızca bu kentte yaşayabilirdik. Gittin. Savaşlardan kaçtığın gibi kaçtın benden. Batan bir geminin limana dönmesini bekleyen mülteci umuduyla bekledim dönmeni. Ama sen ne batan gemilerdeydin ne de limansız kıyılarda beni bekledin. Kökü dışarda bir aşktı bu! İşgalle başlayıp tarumar ettiğin bu kentten kaçıp başka ülkelerin, başka kentlerinde çirkin sevinçlerle seviştin. Taksim’de leş ve izbe bir barda saatlerce dans ettikten sonra: “Gözlerin artık beni korkutmuyor‘‘ demiştin?

 

Inferno

 

Buralardan gideceğin günü beklediğim saatlerde uğulduyordu beynim. Unutmak için bugüne kadar her ne dediysen sesini tanıdıklarımın dudaklarına gizledim. Dinledim, dinledim ve martı çığlıklarıyla beraber nisyanlar besledim. Bekledim. Belki de bu kentten gittiğinde oturduğumuz kayalardan kopup yüzerim sularına. Yine aşkımızın yasak olduğu kentin birinde ellerini tutup tekmelenirim sokaklarda; sen yine evlenmek istemezsin, çocukların olsun istersin ama. Dans edersin tek başına sana şehvetle bakanların ortasında kimselere aldırmadan. Gün‘de üç öğün hayaller kurup yıkarsın, benim üstüme tutku yükünü yıktığın gibi. Yine poyrazlı bir gece vakti seninle tanıştığım, o ilk defa buluştuğumuz bayrağın altındaki meydanda dolanıyorum. Etraf sana
benzeyen mültecilerle dolu. Bu gülümseme tanıdık, bu kahkahalar alelade, bu kelimeler herkesin dilinde, bu herkes, sen değilsin. “Ama bu bizimki farklı, bana yaşama tutunmayı öğretir misin?‘‘
demiştin.


¿

 

Bazı kaynaklar sıtmadan ötürü diye belirtse de Dante Alighieri kesin olarak bilinmeyen bir sebepten dolayı öldü.
 

İllüstrasyon: Ferhat Eraslan

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon