*Eltinin Eltiye Ettiği...

01.04.2017

 

Çıkmaz Sokak Şahabettin Süleyman’ın 1327/1909 yılında Resimli Kitap dergisinde tefrika edilen bir tiyatro oyunudur. (1) Olay, hicri 1323/1905 senesinde Şişli’de bir konakta cereyan eder. Refika Nesib ve Makbule Şekib iki eltidirler. Refika, Nesib Paşa’nın ikinci karısıdır. Kendisi görüp beğendiği Makbule’yi kayınbiraderi Şekib Bey ile evlendirir. Amacı Makbule ile olan ilişkisini daha rahat yaşayabilmek, onunla her gün aynı çatı altında bulunmaktır. Bu iki genç kadın, yaşları oldukça ilerlemiş olan kocalarını binbir naz ile kandırarak onlara ne isterlerse yaptırırlar. Evin gizli yöneticileri bu iki kadın, özellikle de Refika’dır. Nesib Paşa karısını hem çok sevmekte hem de ona sonsuz güvenmektedir. Daima namus meselelerinden söz açan Refika’ya sık sık, “Sen başka. Senin gibi namuslu bir kadın İstanbul içinde yoktur. Bundan eminim.” türünden sözler söyler.

 

Olaylar Refika’nın kendisine yeni bir sevgili bulması ile alevlenir. Bu durumu çok kıskanan Makbule intikam almayı planlar. Yeni sevgilisi Cavide’den başkasını gözü görmeyen Refika ise evin içinde çeşitli entrikalar çevirmeye çalışır. Üvey annesi Refika’yı hiç sevmeyen ve babasının nasıl da kandırıldığının farkında olan Cavid ise ölmüş olan diğer amcasının kızı Nermin’e âşıktır. Kocasından boşanmış olan Nermin de Nesib Paşa ve Şekip Paşa ailesiyle birlikte bu konakta yaşamaktadır. Cavid’in Refika’dan nefret ettiğini bilen Makbule bir gün onu, sanki habersizmiş gibi, Refika ile Cavide’nin halvet hâlinde oldukları odaya gönderir. Cavid’in gördükleri karşısında dili tutulur. Her şeyi tam manasıyla anlayabilmek için Makbule’yi sıkıştırır ve onu konuşturur. Makbule kendisini olayların dışında tutarak tüm hikâyeyi Cavid’e anlatır ve onu kendi intikamı için kullanır. Cavid, “İkisini de öldüreceğim” dedikçe yengesi güya onu engellemeye çalışır ama gözlerinde intikam ateşi yanmaktadır.

 

Konakta garip şeyler olmaktadır. Makbule ile Cavid’in gizli konuşmaları, Makbule ile Refika’nın eskiden “gül gibi geçinirken” şimdi “kedi köpek gibi” hırlaşıyor olmaları, Makbule’nin geceler boyu ağlaması ve kocasına sebebini söylememesi hep kafaları karıştırmaktadır. Ne Nesib Paşa ne de Şekib Bey olan bitene bir mana veremezler. Sonunda Cavid’i sevdiğini anlayan Nermin ise, acaba Makbule ile Cavid arasında bir şey mi var, diye şüphelenmektedir. Ve bir gün Cavid, Refika yengesi ile âşığını vurmak üzere davranırken, Nermin onu durdurmak için aşkını itiraf eder ve “İstersen hemen şimdi odama gidelim” der. Böylece, bilmeden yengesinin hayatını kurtarmış ve Cavid’le bir ilişkiye başlamıştır. Nermin’in hayatını kurtardığından habersiz olan Refika ise bir gece Nermin’le Cavid’i Nermin’in odasında yakalar; bu dakikadan itibaren de Nermin’in evden çıkartılması ve Cavid’in bir başkasıyla evlendirilmesi yönünde politika yapmaya başlar. Paşa ise oğlu ile yeğeninin evlenmesinden yanadır ama Refika allem eder kallem eder Paşa’yı kandırır, sonunda işler öyle bir hâl alır ki Cavid’le yengesi Refika yüzleşirler. Önce masum numarası yapan Refika ile Cavid arasında şöyle bir diyalog geçer:

 

Cavid – (müstehzi) Cavide...
Refika – Fakat bu bir kadın ismi.
Cavid – Şüphesiz
Refika – Bir kadın ile başka bir kadın arasında namussuzluğu tevlit edecek ne olur... Düşünsenize? Bir kadın bir kadınla görüşür, fakat dostcasına görüşür... Ne yapabilir ki? Bir şey olabilmek için muhakkak bir erkek lazımdır.
Cavid – (müstehzi) Ya!
Refika – Peki! Ne olur? Ne olmak ihtimali vardır? Anlayamıyorum ki... (masum gibi).Bir kadın başka bir kadını sever miymiş?
 (2)


Fakat Cavid her şeyi bildiğini, yengesinin kadınlarla ilişkilerini gördüğünü ve eğer izdivacına engel olursa babasını bu durumdan haberdar edeceğini söyler. Sonunda “sevici” olduğunu itiraf eden Refika bunu yine de namusu için yaptığını söyler:

 

“Başka türlü yapabilir miydim? Ben sevici olduysam sizin namusunuz için oldum... Babana baksana... Çekilir mi? Benim gibi genç bir kadın daima öksürüklerden, inlemelerden, salyalardan mı nasib-i ömrünü alacakdı? Hayır, hayır insaniyet beni mahkûm edecek kadar kör değildir. ...


Evet, itiraf ediyorum: ben Cavide’yi seviyorum. (ağlamaya başlar) onun yerine bir erkek de sevebilirdim.
O zaman Paşa’nın namusu ne olurdu? (daha ziyade ağlar) Bizim ne kabahatimiz var? Kabahat kocalarımızda. Taze genç kızları ihtiyar kollarının arasına alıyorlar! Şüphesiz? Biz gençliğimizi hararetimizi, kalbimizi onlara vakfedemeyiz. Onlar ihtiyar; biz genç. Zaten kalbimizde sevmek sevilmek için büyük bir ihtiyaç var. Biz bu mâye ile onların mahiyetine düşüyoruz. Onları sevmiyoruz, tabii o zaman arıyoruz. Bir genç erkek üzerinde tevakkuf ediyoruz. Fakat onunla görüşmek o kadar güç ki, bu kadar müşkülata maruz kalmaktansa...”
 (3)

 

Bu itirafının ardından Paşa’nın yanında her şeyi inkâr eden Refika oyunun sonunda emeline ulaşır. Oğlunu evden kovan Paşa yine de içine düşen şüphe karşısında Refika’ya “boşadım” der ve hemen ardından ölür. Bu “boşadım” sözünü de Refika’dan başkası duymaz ve Refika’nın “Öldü, öldürdüm, öldürdü.” sözleriyle perde iner.

 

Çıkmaz Sokak piyesi yayınlandıktan sonra edebiyatçılar arasında epeyce uzun süren bir tartışmaya yol açmış. Daha doğrusu Fecr-i Âti üzerine sürüp gitmekte olan bir dizi tartışmada bir kesim tarafından sert bir dille eleştirilen, diğer bir kesim tarafındansa “hatta hak ettiğinden de fazla övülen” bir örnek oluşturmuştur. (4) Bu konudan Hasan Âli Yücel Edebiyat Tarihimizden kitabının “Yakup Tenkidci” bölümünde şöyle söz eder:

 

“Bu sert tenkid makalesinin sonunda Yakub’un belki de dostluk ve arkadaşlıktan gelme bir duygu ile
fazla mübalağalı verdiği hükme de işaret edeyim. Şahabettin Süleyman’ın Çıkmaz Sokak’ı yeni bir şekil,
yeni bir muhtevaya delalet edebilirdi. Fakat bizde ilk piyes, zannederim ve bugün Yakub’un da tasdik
edeceğini ümit ederim ki, Çıkmaz Sokak değildir.”
 (5)

 

Şahabettin Süleyman Fecr-i Âti topluluğunun ilk müteşebbislerindendir. Yakup Kadri ile de İzmir’den bir tanışıklığı olan Şahabettin Süleyman, eseri etrafında kopartılan bu gürültüden hiç de rahatsız olmaz ve bunu hem şahsı hem de eseri için bir reklam olarak görür. Bu tür “tabu” sayılan konulardan da uzaklaşmaz. Örneğin Siyah Süs adlı piyesinde sarışın bir cariye ile zenci bir harem ağasının aşkını anlatır.

 

Çıkmaz Sokak hakkındaki tartışmada hararetle Süleyman’ın oyununu savunan Yakup Kadri bu konuya Gençlik ve Edebiyat Hatıraları’nda da değinir:

 

“Çıkmaz Sokak adını taşıyan bu eserin konusunu “sevicilik” teşkil ediyordu. Eski Yunan mitolojisine girmiş ve Safo denilen yarı efsaneleşmiş bir kadın şairin şiirlerinde en güzel ifadesini bulmuş, hattâ,
Tevrat’taki “Sodom ve Gomore” kıssasıyla dinî kitaplara girmiş bu platonik aşka dair bir tiyatro kitabı
yazmak klasik bir edebiyat kültürüyle yetişmiş kimseler tarafından belki hoş görülebilirdi. Kaldı ki, Şahabettin Süleyman Çıkmaz Sokak’ta sevicilik denilen cinsî sapıklığın bir müdafaasını yapmıyor, tam aksine, bunun bir aile içinde yarattığı dramı dile getiriyordu.” (6)

 

Şahabettin Süleyman oyun içerisinde birkaç defa bu durumu “gayr-i tabii” olarak nitelese de aslında çok da tutucu yaklaşmaz. Sanki bir başka bakış açısına yer verir gibidir. Refika’nın da sık sık tekrarladığı, genç kadınların ihtiyar erkeklerle evlendirilmeleri meselesini, belki bunun yanı sıra kadınların kendi aralarında bu denli kapalı yaşıyor oluşunu eleştirmektedir. Refika’yı oldukça olumsuz bir tip olarak çizer ama bu onun “sevici” oluşundan ziyade, ikiyüzlü,riyakâr ve kötü niyetli oluşundan kaynaklanır. Sonucu onaylamaz ama bu meseleyi doğuran şartlardır ve bu şartlar “kötü”dür. “Doğulu” ya da geleneksel olarak nitelenebilecek olan bu şartlar ortaya gayr-i tabii bir netice çıkartmaktadır.

 

Refika’nın piyes esnasında sık sık tekrar ettiği bu şartlar sonucu “sevici” olmak zorunda kalış meselesine Türk Kadınlığının Tereddisi yahud Karılaşmak (7) adlı kitabında Salahaddin Asım da değinir. Seviciliği tesettürün bir sonucu olarak ele alan Salahaddin Asım, erkeklerle yakın ilişkiden men edilen kadınların, ihtiyaçlarını kendi aralarında gidermeye mecbur kaldıklarını anlatır. Bunun sebeplerini daha detaylı incelemeye geçmeden önce seviciliğin her milletten ziyade bizim millette yaygın olduğunu belirten yazar, diğer milletlerde hiç değilse evli kadınlar arasında sevicilerin yok denecek kadar az olduğunu söyler. Tesettür anayı ve evladı, zevc ve zevceyi, hemşire ve biraderi hayat sahasında birbirinden ayırdığı için bizde gerçek anlamıyla sosyal hayattan söz edilemez, diyen Salahaddin Asım kadının bulunduğu konumdan çıkartılmadığı ve hor görülmeye devam edildiği müddetçe bu tür problemlerin çözülemeyeceği kanaatindedir.

 

Her iki kitap da aslında zamanları için oldukça avangart sayılabilecek görüşler içerir. Kadının cinselliğinin özne olarak pek de söz konusu edilmediği bir dönemde, Şahabettin Süleyman kadınların doğal cinsel ihtiyaçları sonucu sevici olmaları meselesini açar. Yani kadının da tıpkı erkek gibi cinsel istek ve ihtiyaçları vardır, yalnızca erkeğin cinsel ihtiyaçlarını gideren bir nesne değildir. Salahaddin Asım da aynı nokta üzerinde durur. Onun amacı yalnızca kadının da cinsel bir özne olabileceğinin altını çizmek değil, kadının sadece cinsel bir nesne olarak algılanmasının ve konumlandırılmasının yanlışlığına işaret etmektir. Seviciliği erkeksizlikten kaynaklanan fizyolojik bir ihtiyaç olarak açıklayan Asım bu durum hastalıklı değildir, der; ta ki kadın bu ihtiyaç ortadan kalktığında da kadınlarla cinsel ilişkide bulunmaya devam etsin. (8)

 

Kadın cinselliğine bu türden bir yaklaşım yüzyılın başında Avrupa çevrelerinde bile yeni yeni tartışılan bir konu idi. O zamanlara kadar kadın cinselliği pasif ve kontrol altında tutulabilir bir şey olarak ele alınagelmişti. Dolayısıyla da bir tehlike arz etmezdi.1903 yılında yazmış olduğu Geschlecht und Charakter(9)(Cinsiyet ve Karakter) adlı kitabında Avusturyalı psikolog Otto Weininger(10) yepyeni fikirler öne sürüyor,bir taraftan kadının varoluşsal olarak erkekten daha aşağı bir konumda olduğunu örneklerle ispatlarken, diğer taraftan kadın ve erkek cinselliğini karşılaştırıyordu. Weininger’e göre kadın cinsellikten ibarettir, erkek ise cinselliği ve artı başka şeylerden oluşur. Kadın sadece seksüeldir, erkek ise seksüeldir de... Erkek kendi cinselliğinin dışında da bir şeylere sahip olduğu için cinselliğine dışarıdan bakabilir ve bunu kontrol edebilir kadın ise sadece cinsellikten ibaret olduğu, cinselliğin ta kendisi olduğu için aslında cinselliğinin bilincinde bile değildir.Dolayısıyla bunu kontrol edemez. (11)

 

Kadının cinselliğine bu türden bir yaklaşım ve Weininger’in kitabının temelini oluşturan biseksüellik teorisi yüzyılın başında Avrupa için çok yeni tartışmalardı.Bu bağlamda bakıldığında Şahabettin Süleyman’ı içinde bulunduğu dönem ve toplumdan oldukça ileri bir noktada bu yeni fikirleri tartışırken görebiliriz. Otto Weininger’in 1903 yılında ortaya attığı,kadının cinselliğinin bastırılamayışı ve potansiyel bir “tehlike” oluşu fikri sanki Şahabettin Süleyman’da yankılarını bulmuş gibidir.

 

Salahaddin Asım ise içinde bulunduğu toplumun kadını konumlandırışını eleştirirken, Avrupa’da kadının toplumsal işlevselliği gelişmiştir bizde ise kadın toplumsal bir kimlik olarak görülmez yalnızca cinselliğinden ibaret olarak görülür diyor. (12) Oysa bir Avrupalı olan ve çalışmalarını avrupalı kadınları ele alarak gerçekleştiren Otto Weininger kadını safi cinsellik olarak ele alıyor. Erkeğin cinsellik dışında sosyal pek çok ilgi alanı olduğunu örneklerle anlatan Weininger kadının varlığının sadece kocası, çocukları,üreme ve cinsellik dörtgeni içinde anlamını bulduğunu söyler. (13)

 

Oyunu eleştirenler Şahabettin Süleyman’ın bu oyunu kaleme almak suretiyle böyle bir “gayr-i tabii”durumdan haberi dahi olmayan genç kızlarımızı kötü yola sevk ettiğini söylerler. Örneğin bu konuda Yakup Kadri ile karşılıklı yazışan ve hem Fecr-i Ati’yi hem de Çıkmaz Sokak’ı sert bir dille eleştiren Mim Rauf “Çıkmaz Sokak tarzında yazılmış eserlerin, iffetimizi kirletip, vicdanımızı körelteceğini” (14) belirtir.Hasan Âli Yücel’in bu konudaki yorumu ise ironiktir.Bu oyunu okuyan, bu satırları gören okuyucu sayısının zaten çok sınırlı olduğunu belirten Yücel “Asırlar süren bir istibdat ve tahakküm idaresinin göz açtırmayan havasında [...] Gençliğin ahlakını bozmaya Çıkmaz Sokak nerden muktedir olabilecekti?” (15) der.Oysa zaten Şahabettin Süleyman’ın eserinin amacı genç kızları “kötü yola” teşvik değil, sistemin yollarının çıkmazlığına dikkat çekmektir. Yaptığı, geleneksel olanın eleştirisidir.

 

İllüstrasyon: Umut Aybek

 

Dipnotlar


1 Kitap olarak basımı 1329/1911’dedir. Şahabettin Süleyman, Çıkmaz Sokak (İstanbul: 1329/1911)[Seyfettin Özege kataloğunda bu tarih 1913 olarak verilmiştir]
2 Çıkmaz Sokak, s. 99
3 a.g.e, 102
4 Bu tartışmalar hakkında bkz. Hasan Âli Yücel Edebiyat Tarihimizden (İstanbul: İletişim Yayınları, 1989), s. 76-87, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Gençlik ve Edebiyat Hatıraları Atilla Özkırımlı (yay.haz.) (İstanbul: İletişim Yayınları, 1990), s. 23-46
5 Edebiyat Tarihimizden, s. 81
6 Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, s. 37
7 Salahaddin Asım, Türk Kadınlığının Tereddisi yahud Karılaşmak (İstanbul: Türk Yurdu Kütüphanesi, Tarihsiz) [1989 yılında Osmanlıda Kadınlığın Durumu adıyla “sadeleştirilerek” yayına hazırlanan kitapta baskı tarihinin 1910 civarı olduğu tahmin edilmektedir. Salahaddin Asım, Osmanlıda Kadınlığın Durumu Metin Mart (yay. haz.) (İstanbul: Arba, 1989)]
8 Osmanlıda Kadınlığın Durumu, s. 43
9 Otto Weininger, Geschlecht und Charakter (München: Matthes
& Seitz, 1980)
10 Otto Weininger (1880-1903) Filozof, psikolog. 1908 yılında Viyana’da doğmuş, oldukça yankı getiren Geschlecht und Charakter (Cinsiyet ve Karakter) kitabının yayınlandığı 1903 yılında intihar etmiştir. Cinsiyetlerin psikolojisi ile ilgilenen Weininger biseksüellik üzerinde yoğunlaşmış, eşcinselliği de bu merkez etrafında açıklamıştır. Modern okura absürd gelebilecek argümanları ve bunları ortaya koyuş biçimi zamanında oldukça ciddiye alınmıştır. Kitabında yeni olan şey Weininger’in hiç kimsenin tamamen eril ya da dişil olmadığını söylemesidir. Her birey bu iki cinsiyetin belli bir orandaki birleşiminden oluşur ve bu oranın değişimi türlü sonuçlar doğurabilir. Bu temel tezden hareketle Weininger cinsellik, cinsiyet, eşcinsellik gibi pek çok bağlantılı konuyu ele almış ve tüm bunlardan yola çıkarak büyük “kadın sorunsalı”na da el atmıştır. Kadınların daha doğuştan ikincil bir konumda ve erkeklere nazaran daha aşağı olduğunu “ıspatlayan” Weininger kendisi de Yahudi olmasına rağmen bu durumu Yahudilikte var olduğuna inandığı “deha eksikliğine” benzetir. Kadınlar da Yahudiler gibi doğuştan eksiklidir.
11 Geschlecht und Charakter, s. 106-116
12 Osmanlı’da Kadınlığın Durumu, s. 15
13 Geschlecht und Charakter, s. 112
14 Edebiyat Tarihimizden, s. 83
15 A.g.e., s. 83

 

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon