Hediye

31.03.2017

-Dur, iki soluklanalım şurada.

 

Adım Hediye. Benden önce anam dört kere hamile kalmış, hep ölü doğurmuş. Ters başlamış benim hikâyem, ninem anama acır da babama kızarmış hep, “Sen oğlan istedikçe Allah sana çocuk vermez, karına çektirir.” Anam bana hamile kalmış, binbir dua, bin muska, tılsımla sağlam doğmuşum. Anam demiş, “Hediye olacak adı.”

 

Güneş pek fazla yakmıyor, hasat bitmiş, tarlalar ıssız… Duramadım, dayanamadım. Beş dakika yan yana durmasak, gözlerime bakmasa, sade elini uzatsa gene kaçacaktım. Anamı dahi gözüm görmez olmuştu. O son haber geldi geleli, içim bir parça kor ateş olmuş sanki de taşıp tüm köyü yakacaktı.

 

Anamın son üç senedir Allah’tan tek dileği vardı, gece gündüz duasına kattığı, dilinden düşürmediği, “Allah’ım, Hediye’me hayırlı bir koca nasip ettiğini göreyim.” Günahlarıma bir de ana âhı ekledim bugün. Aynalara bakacak yüzüm yok. Nasıl bir şeytan yolundaysam o cehennem ateşi bağrıma düştü düşeli, bugün anamı da ezdim geçtim.

 

Zehra, Hasan Amcamın tek kızı, benden bir duvar ötede, iki ay evvel doğmuş. Babamla Hasan Amca, askerlik hariç hiç ayrılmamış, çocukluktan beri beraber büyümüşler. Yaşları gelip kendi evlerini yaptıklarında da bahçelerinin ve evlerinin bir duvarlarını bitişik yapmışlar. Babamın kanından amcam değildir ama babam kendi kardeşlerini o kadar sevmez. Amcan diye başladı mı hep onu anlatır. Yengemi ben hatırlamam, Zehra daha sütten kesilmeden yengem ölmüş. Anam Zehra’ya sütannelik yapmış, bana kardeş diye onu da büyütmüş. Kuran okumayı öğrendiğinde bana kenarlarını işlediği yemeninin aynından ona da işlemiş. Ağladığını duyunca amcamın evinden alıp koynunda yatırmış.

 

Ben hiçbir zaman demedim; ne anama, ne Zehra’ya, ne de bir başkasına. Biz yıkanırken, hele Zehra benim sırtımı yıkarken, nasıl içimin geçtiğini ona. Ne zaman baksam onun gözlerine, ne zaman tutsam ellerini, hissetsem akan kanının sıcaklığını, içimin ısınıp, eridiğini demedim kimselere. Utandım, aynı odada uyuduğumuz, bazen bir yatakta yattığımız geceler ona bakıp, onu düşleyip, kendimle oynadım, ıslandım diye utandım, çok ağladım, çok denedim, olmadı. Vazgeçemedim. Ben, anamın bir kızı, babamın ceylanı, yandım da başkalarına tek kelime
etmeye utandım, bazen isyankâr oldum, bazen tövbe ettim ama vazgeçemedim, kendimi kandırdım, sadece vazgeçemedim değil vazgeçmek de istemedim.

 

On yedisinde gelin oldu Zehra. Anam ağladı. Beş koca yıl geçti, ben ağlamadım. Kendisi beş yılda iki kere geldi, bir de üç gün önce haberi geldi, ölmüş. Zehra ölmüş. Gelin gittiği köye gömülmüş. Ben ağlamadım. Ölmüş. Sormadım. Nasıl, neden. Sormadım, hasta mıydı, ya hiç sordu mu beni. Kendime bile sormadım. Sorsam ağlayacaktım ve durmayacaktım, aklım çıkacak sandım. Öyle dert ki, öyle yaman bir hal ki gözyaşı, ateşimi söndürmez ancak azdırır dedim korktum. Kendimden, öfkemden, en çok delirmekten korktum. Ne bana öğrettiler ne de emrettiler korkuyu. Ben yıllardır ilk defa korktum, ne babamdan ne anamdan, kendimden korktum. Zehra gideli dar gelen eve zaten sığamazken, onu iki metre tabuta koyup yerin altına gömdükleri aklıma düştü düşeli sanki beni mezara koymuşlar gibi daraldım. Kalamazdım artık burada.

 

Hiç konuşmasa da gidecektim onunla, ama konuştu. Ne anlattı dinlemedim. Bana hiç gel dedi mi, dinlemedim. Bir yanda göl, arkasında Ağrı Dağı, dinlemedim. Adımı sordu ve başka sorular.

 

“Dur” dedim, “İki soluklanalım şurada”. “Adım Hediye.” Başka hiçbir şey anlatmayacağım. Hiçbirinize.

 

İllüstrasyon: Canan Barış

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon