Koleksiyon

19.12.2018

Özdemir heyecanlı bir şekilde kapının önünde duraksadı. Bu odaya girmeden hep aynı heyeca­nı yaşardı. Gireceği küçücük, tavanı yüksek, depo gibi bir odaydı. Onu ilgilendiren kısım, duvarlar ve önündeki geniş ve kısa masaydı. Masada çalışı­yor, duvarda ise çalışmasını sergiliyordu. Kapının kolunu çevirdiğinde gördüğüne yine hayran kaldı: Onlarca kelebek, cam çerçevelerinin ardından ona selam veriyor -ya da lanet okuyorlardı- Özdemir hangisi olduğunu ara sıra merak ederdi. Özdemir, evine her gelen misafiri en az bir defa bu odaya getirirdi. Koleksiyonuyla gurur duyardı; çünkü ona kalırsa kelebekleri değil, estetik olarak yüksek de­ğeri olan canları topluyordu. Kelebeklerin canlarını alıyor, güzelliklerini muhafaza ediyordu. Bunun za­limce olduğunu söyleyen bir misafirini kovmaktan beter etmişti.

 

 

Evlerine yakın olan ormanda gezinirken onu hayli uğraştırmış olan kelebeği naftalinleyip sakladığı kutunun içinden çıkardı. Dikkatle kelebe­ğe baktı, nadide bir örnekti. Kadifeye benzeyen si­yah kanatları pembelikler barındırıyordu. Özdemir onu bir kadın olarak hayal etmeye çalıştı, büyük kahverengi gözleri ve sarı kıvırcık saçlarıyla naiflik akıyordu üzerinden. Kelebeği yakalamak bir parça vahşilik, onu koleksiyonuna katmak ise çok parça özen gerektirirdi. Çerçeveyi hazırladıktan sonra, ke­lebeğin kanatlarının arasından, incecik gövdesine iğneyi geçirdi ve kanala sabitledi. Kelebeğin kanat­larını germek için eğildiğinde, onun kendisine bak­tığını hissetti. Hayatta en çok zevk aldığı saatleri geçirdiği bu odada, ilk defa ürpermişti. Silkelendi, ince işçilik zamanıydı. Kelebeğin kanatlarını, anten­lerini iğneyle düzeltti. En sevdiği kısma geldi, ka­natlarını pelur bir şeritle sabitleyip iğnelediği andı bu. Özdemir için kanatların sabitlenmesi, koleksi­yona bir başkasının katıldığının habercisiydi. Kele­beğin sol kanadını sabitlemeyi bitirdi, bir anda çok susamıştı. İğneyi nazikçe bırakarak arkasını dön­dü, kapıyı açmaya çalıştı ama başaramadı. Kapıyı kilitlediğini hatırlamıyordu. Arkasını döndüğünde korkudan bayılacak gibi oldu, çerçevelenip asılmış kelebekler de artık ona bakıyordu sanki. Kendi ken­dine saçmaladığını söylerken kapının kulpuna daha sıkı sarılıyordu. Bir kelebeğin kanat çırpışını duydu, dehşetle masaya döndü. Kelebek, onu sabitlediği tabladan çıkmıştı, ortalıklarda görünmüyordu. Son bir asılmayla kapıya dayandığında, artık çerçevede­ki kelebekler de yerinde değildi. Deli gibi camlara vuruyor, özgürlüklerine kavuşmaya çalışıyorlardı. Özdemir kapıyı zorlamayı bırakmış, olan biteni iz­liyordu. Cam kapaklarından çıkmayı başardılar, Özdemir’in etrafında öfkeyle dönüyorlardı. Özde­mir elleriyle başını kapatırken gözleri hala kadifeli kelebeği arıyordu. Onu sağ gözüne yakın görür gibi olduğunda, dayanılmaz bir acı duydu.

 

Gözlerini açtığında gördüklerinin netliği, Öz­demir’in canını yaktı. Neden sonra gördüğünün dehşetine kapıldı. Karşısında duran kendisiydi. Öz­demir kocaman bir tabuta benzeyen bir odadan çı­karılırken onu tutan elden kurtulmaya çalışıyordu. Kendisinin kendisine bakışını inceledi. Bakışların­daki hayranlık, var olan hırsını gölgelemeye yetmi­yordu. Saklama hırsı, sahip olma hırsı. Beyaz bir ze­mine nazikçe bırakıldığında, buranın iğneleneceği yer olduğunu anladı. Ne kadar çabalasa da hareket edemiyordu, uyuşmuş gibiydi. Bir köyü ayağa kal­dıracak çığlığı atıyordu atmasına; ama bundan ha­bersiz gibiydi Özdemir ya da insan ya da kelebek olmayan. O anda gövdesinin delindiği hissetti, ta­rifsiz acıyı iliklerinde yaşıyordu. Kendinden geçmek, bu acıyı duymamak istiyordu. Kanatlar, antenler gerildi. Karşısındaki Özdemir gülümsedi, tabladaki bunun en sevdiği kısma gelen Özdemir’in gülümse­mesi olduğunu anlamıştı. Son çırpınışlarını yaptı, faydasızdı. Özdemir hiçbir şeyden kuşkulanmı­yordu, pelür şeritlerini çıkardı. Büyük bir özenle iğneyi Özdemir’in sol kanadından geçirdi. Özde­mir bu acının ancak ölüm olabileceğini düşündü, kendinden geçti.

 

Gözlerini açtığında odasının beyaz tavanını gördü. Hayatındaki en büyük rahatlamayı yaşa­dı, yaşadıklarının bir rüya olmasının verdiği ra­hatlık. Gördüğü kâbusu o anda unutmaya yemin etmişti. Boş boş tavanı izlerken, kendini rüyanın gerçekçiliğini düşünmekten alıkoyamadı. Bir ke­lebeğe dönüşmesi, kanadından iğne geçirilmesi gülünç fikirlerdi; yine de Özdemir’in hissettiği acı fazlasıyla gerçekti. Koleksiyonu ve kelebekleriy­le ilgilendiği vakitleri azaltmayı geçirdi aklından, gördüğü kâbus, çektiği acılar onu sarsmıştı. Yüzü­nü bir yıkayıp ayılsa kendine geleceğini düşündü. Tam o sırada, kapı açıldı. Karısı değil, bir yaban­cıydı gelen. Karşısındaki beyaz önlüklü kadını gö­rünce şaşırdı. Gözlerini tavandan indirip kadına çevirdiği anda buranın kendi odası olmadığının farkına vardı. Kadın etrafta amaçsızca dolaşıyor, Özdemir’in yatağının dibindeki kağıtlara umarsız­ca bakarken gülümsemesine engel olamıyordu. Özdemir gördüklerinin şaşkınlığı ile bir inilti ko­yuverdi.

 

-Aa, uyandınız demek, dedi kadın kelebekle­ri aratmayan sesiyle. Bu haberi size verdiğim için üzgünüm; ancak sol tarafınıza inen felcin kalıcı olma olasılığı çok yüksek.

 

Hemşire konuşurken, Özdemir korkuyla kadı­nı inceledi. Üzgün durmuyordu, iri gözleriyle ona bakıyor ve sarı bukleleriyle oynuyordu yalnızca.

 

İllüstrasyon: Canan Barış

 

 

 

 

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon