Modern Bir Destan Örneği: Bereketli Topraklar Üzerinde

Bereketli Topraklar Üzerinde, 1950’li yıllarda yazılan ve toplumsal ve siyasal koşulları, değişim­leri ve bunların sonuçlarını ele alan bir romandır. Kapitalist sistemi ve bu sistem içinde var olma çabasını, yine o dönemde köylerde insan gücüne duyulan ihtiyacın azalması sonucu oluşan köyden şehre göç meselesini ve bu insanların şehirlerde yaşadıkları sorunları, ezen-ezilen ilişkisini görü­rüz romanda. Kısaca romanı özetleyecek olursak Anadolu’nun fakir bir köyünde yaşayan İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali ve Köse Hasan adında üç arka­daşın köyde insan gücüne duyulan ihtiyacın azal­ması ve işsiz kalmaları yüzünden para kazanmak için şehre göç etmelerini ve şehirde başlarına ge­len olayları anlatır. Roman boyunca olaylar şehrin temsil ettiği modernite ile köyden gelen insanların ilkelliğini temel alır ve buradan hareketle modern öncesi ve sonrası çatışması işlenir. Bu çatışmayı vurgulamak için ise romanda modern öncesi bir dönemden gelen geleneksel bir tür olan destan anlatısı kullanılır. Orhan Kemal, geleneğe ait olan destansı özellikleri romanına birebir uygulamak yerine döneme ve koşullara uygun şekilde adapte ederek ve dönüştürerek kullanır.


Öncelikle destansı anlatıdan biraz bahsede­cek olursak destan, tarihsel gerçekliğe dayanan ve toplumu etkileyen olayların olağanüstülük temel alınarak, zincirleme olaylar çerçevesinde bireysel­likten çok kolektifliğe hizmet edecek şekilde epik bir dille anlatılması olarak kısaca tanımlanabilir. Destanda belirli anlatımlar, tipler ve temalar bu­lunur. Baş kahraman, yardımcıları ve düşmanları, onlara yardım eden bilge kişiler belli başlı tipler­dir. Olağanüstülüklerin hâkim olduğu bir dil var­dır ve karşıtlıklar bu anlatılarda çok fazla kullanı­lır. Özellikle toplumcu gerçekçi yazarlar ve şairler tarafından destan anlatısı çokça kullanılır. Nazım Hikmet’in de bu anlayışla ele aldığı Kuvayi Milliye Destanı buna örnek olarak gösterilebilir. “Bu me­tinde de kahramanlar aydınlanma yolunda iler­leyen, gelişim sürecine dahil olmuş, kolektif bir emeği ve mücadeleyi paylaşan, ahlaklı, fedakâr, örnek kişilerdir. Zaten metin de destansı bir amaç­la yola çıkmış bireylerin hikâyelerinden oluşmak-tadır ki, bu, sosyalist gerçekçilikle kurulabilecek temel ilişkiyi meydana getirir.” (Irmak, 2009, 13-14) Yani Nazım Hikmet ideolojisini hem konu ile hem de kişiler ile uyumlu olan destan geleneğinden yararlanarak verir. Aynı şekilde toplumcu-gerçekçi bir yazar olan Orhan Kemal de bu romanda destan geleneğinden yararlanır çünkü toplumsal eleştiri­leri göstermek, çatışmaları vermek bu geleneksel anlatıdan yararlanarak anlatmaya çok uygundur. Fakat bu anlatıyı birebir kullanmak yerine çoğu noktasını dönüştürerek uygular. Peki Bereketli Topraklar Üzerinde’de bu geleneksel anlatıdan ya­rarlanılmasına rağmen bu anlatı modern döneme nasıl uygulanmış ve dönüştürülmüştür?


Romandaki bu destansı anlatı ve yapı aslın­da romanın konusu ve vermek istediği mesaj ile çok uyumludur. Köy-şehir karşıtlığını modernite bağlantısı üzerinden kurar ve destansı anlatıya sahip olan dil burada çok fazla karşımıza çıkar. Öncelikle roman, köyde insan gücüne duyulan ihtiyacın azalması sonucu şehre göç etme tema­sını ele alarak konusunu toplumsal bir nedene oturtarak başlar. Bu sorun içinde köy, moderni­teye tamamen kapıları kapalı olan doğaya ait bir yerdir. Buradaki insanlar da yine modern öncesi özellikler sergilerler. Hepsi ilkel, saf, nasıl hisse­diyorlarsa öyle hareket eden, bedensel istekleri ön planda olan kişilerdir. Şehir ise tam tersi mo­derniteye teslim olmuş, çeşit çeşit insanların yaşadığı bir yer olarak gösterilir. Buradaki ka­rakterlerde ise bilincin ön planda olduğunu ve karakterlerin davranışlarını çıkarlarına hizmet edecek şekilde gösterdiklerini görürüz. Destansı dil, şehir ve makine tasvirlerinde bolca karşımı­za çıkar. Türlü benzetmeler ve abartı cümleleri kullanılması metne olağanüstülük katar. Şehrin cine benzerliği ve cin gibi insanı çarpacağı ro­man içinde tekrarlanır. Yine patoz makinesi ile canavar arasında bir benzerlik kurulur. Harman makinesi ise doymak bilmeyen bir ağza sahip ca­navar gibi tasvir edilir. Arabadan ise şöyle bah­sedilir: “Otomobilin bujisi var, direksiyonu var. Marşına bastın mı, kendi kendine işler. Bir işler ki kancık ayı gibi!” (Kemal, 2017, 19) Bilinmeyen unsurlar ya da araçlar hayvanlarla ya da daha güçlü varlıklarla ilişkilendirilerek veya benzeti­lerek anlatılır. Tren ise bu iki farklı medeniyet arasındaki köprü görevi gören bir araçtır adeta. Kısacası, Zeynep Uysal’ın da dediği gibi “Sakin ve durağan bir hayattan hızın ve hareketin oldu­ğu yere, premodernden moderne bir yolculuk­tur bu. Karakterleri şehre taşıyan tren doğaya ait insanı, hızın ve makinenin biçimlendirdiği modern dünyaya ulaştıracaktır.” (Uysal, 2014, 18) Tüm bunlara bakıldığında bu destansı dilin abartılar, benzetmeler şeklinde metinde ortaya çıktığı görülür. Fakat burada geleneksel destansı anlatıdan farklı olarak dil, karakterlerin çevre­sinde kendileri için yabancı olan varlıkları an­lamlı kılmak ya da tanımlamak için kullanılarak pragmatik bir boyuta taşınmıştır.


Romandaki baş kahramanlar da mo­dern öncesi döneme ait özelliklere sahip kişiler olarak karşımızdadırlar. Ve romanda yazar, “kişi­lerini karın doyurmak ve cinsellik gibi iki temel içgüdüye indirgeyerek onları en ilkel ve çıplak, hayvana en yakın yönleriyle sergiler.” (Moran, 1997, 41) Fakat destanlarda olduğu gibi tek bir baş karakter bulunmaz bu romanda ve destan anlatılarında olduğu gibi kahramanlar tek bo­yutlu da değildir. Örneğin, Gılgamış Destanı’nda olaylar Gılgamış isimli kahramanı merkez alır ve onun özelliklerine odaklanır. Onun gücünün, yaptıklarının hep övülerek anlatıldığını her ne kadar birini öldürse ya da kötü düşünse bile bu özelliklerinin yüceltilerek ve olumlanarak akta­rıldığını ve metin içinde galibiyetlerine odakla­nıldığını görürüz. Oysa ki Bereketli Topraklar Üzerinde, Köse Hasan, İflahsızın Yusuf ve Pehli­van Ali olmak üzere üç baş karakterle başlar ve hepsinin galibiyetiyle de sonuçlanmaz ve bun­lar övülerek de anlatılmaz. Bu bilgiler üzerinden olaylara ve karakterlere bakacak olursak karak­terlerin yolculukları cırcır atölyesinde başlar ve atölyede Köse Hasan hastalanıp ölür, sonra olaylar bir inşaata taşınır ve son olarak da Pehlivan Ali ile gittiğimiz Çukurova’da bir tarla ile devam eder. Burada Pehlivan Ali’nin ölümü ve en sonda ise İflahsızın Yusuf’un duvar ustası ola­rak köye dönüşü ile tamamlanır. En büyük fark­lardan birisi de buradadır. Geleneksel anlatının baş kahramanı tek iken bu anlatıda birden fazla kahraman vardır. Bunun yanı sıra çoğu gelenek­sel anlatının kahramanı zaferle kapanış yaparken buradaki kahramanlar karşısına çıkan düşmanla­ra (ırgatbaşılar, ağalar, kapitalizm ve ağır çalışma koşulları) boyun eğerek yok olup giderler. Çoğu zaman birbirlerini çıkarları için yüzüstü bırakan karakterlerdir ve içten içe okuyucu onlara kızar. Bu özellikleri hakkında metinde ne yorum yapı­lır ne de onların haklı olabileceğine dair bir şey söylenir. Romanda onlara yardım eden kişile­ri yani müttefikleri de görürüz. Hidayet’in oğlu, Zeynel gibi kişiler bu güç yolculukta içlerinde bulundukları şartlara göre yardımcı olmaya çalı­şırlar fakat bu ana karakterlerin sonunu çok etki­leyemezler. Romandaki ustabaşılar ise karşımıza destan geleneğindeki bilge kişiler olarak çıkar­lar. Geleneksel anlatıya bakıldığı zaman bunlar akıl danışılan ve akıl veren iyi kalpli, tecrübeli ve kahramanlara yardımcı olmaya çalışan hatta onları zor durumlardan kurtaran kişilerdir. Bura­da da ustabaşıları, emeği temsil eden ve bunla­rı karakterlere aktaran ve öğreten kişiler olarak görürüz. Fakat görevleri bundan ileriye gidemez ve karakterlerin kurtulmasında ve içinde bulun­dukları kötü durumlardan çıkmasında etkin rol oynayamazlar. Her ne kadar ağır çalışma koşulla­rından yakınsalar ve işçilere yapılan muameleyi kabullenmek istemeseler de maalesef onlar da bu ezici sistem içinde çok aktif şekilde yer ala­mazlar.


Diğer taraftan destan, kolektif bir yapının ürünü olmasına rağmen Bereketli Topraklar Üze­rinde’yi kolektif bir ürün olarak okuyamayız. Bu geleneksel anlatının dönüştürüldüğü en önem­li noktalardan bir tanesi de budur: Kolektifliğin bireyselliğe dönüşmesi. Bireysel amaçlar ön planda yer alır. Roman toplumu etkileyen işsizlik sorunu ve bunun sonucunda köyden şehre göç ile başlar fakat bu herkesi ilgilendiren bir sorun olsa da aslında herkesin kendinden sorumlu ol­duğu ve kendi hayatlarını ön planda tuttukları bir olaydır da. Herkes kendi ekmeğinin peşin­dedir ve kendileri için hayatta kalmaya çalışır. Romanda Köse Hasan hastalandığı zaman onu ölüme terk ederek kendi yollarına devam etme­leri bunun bir örneğidir. Bireyselliğe bağlı olarak önceden de bahsettiğim gibi baş kahraman bir tane değil birkaç tanedir ve ikisinin sonu zaferle bitmez ve bu iki karakter düzene ayak uydura­mayarak yok olan kahramanlar olarak karşımıza çıkarlar. Berna Moran’ın “ayrılış, savaşım, dönü­şüm kalıplarından” (Moran, 1997, 38) oluşan bir masal anlatısı olarak gördüğü bu roman, sadece İflahsızın Yusuf’un geriye döndüğü fakat iki ya­kın arkadaşını kaybettiği ve onların aileleri ile yüzleşmenin korkusunu yaşadığı yarım bir zafer-in hikayesi olarak bireysel bir destan biçiminde karşımıza çıkar.


Sonuç olarak Bereketli Topraklar Üze­rinde, geleneksel bir anlatı türü olan destan geleneğinden yararlanılarak kaleme alınmış bir romandır. Romanın temelini oluşturan köy–şehir ya da bunlara karşılık gelen pre­modern-modern çatışması ve bu çatışmanın doğurduğu olayları yansıtmak için gelenek­sel anlatı türüne uygun olan bu roman sa­yesinde diğer toplumcu gerçekçi yazar ve şairlerin olduğu gibi Orhan Kemal’in de ide­olojik görüşlerini, eleştirilerini vermek için çok uygun bir türdür. Fakat bu geleneksel an­latı modern anlatı türü olan romana adap­te edilerek ve çoğu özelliği dönüştürülerek oluşturulmuştur. Kısaca Bereketli Topraklar Üzerinde, kolektiflikten bireyselliğe, gele­neksellikten moderniteye bir geçiş durumu­nu anlatan, olağanüstülüklerin kullanıldığı dilden izler ve motifler taşıyan ve karşıtlıkla­rın yer aldığı, olayların birbirine bağlanarak geliştiği bir modern destandır.

Kaynakça

  • Irmak, E. (2009). Kayıp Destan’ın İzinde. Ya da Manzaralar’da Yiten: Kuvâyi Millîye ve Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Milliyetçilik, Propaganda ve İdeoloji (Yüksek Lisans Tezi). Boğaziçi Üniversitesi Kütüphane veri tabanından alındı.

  • Kemal, O. (2017). Bereketli Topraklar Üzerinde. İstanbul: Everest.

  • Moran, B. (1997). Bereketli Topraklar Üzerinde Şehirli ve Köylü Çatışması. Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış 2. İstanbul: İletişim Yayınları, 36-57.

  • Uysal, Z. (2014, Aralık). Sahih Bir Toplumcu Gerçekçilik: Bereketli Toprakların Destanı. Varlık.

394 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Gümüş Beyazı Sırtında Beni Taşır Mısın?

Karakterler Laura: 30 yaşlarında Alman bir ka­dındır. Yönetmen yardımcısıdır. Gorilla: 15 yaşında Kongo’dan Al-manya’ya getirilmiş erkek bir goril­dir. Yönetmen ve baştaki ofis çalışanları Doktor: Ayn

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon