Röportaj - Naciye Sepet (Tombak Antika)

Size ilk olarak bu işe nasıl başladığınızı, moti­vasyonunuzun ne olduğunu sormak istiyorum. Bun­dan bize kısaca bahsedebilir misiniz?

 

Bu işi yapmak biraz eskiyi sevmeyi gerektiri­yor. Zaten içinizde varsa bir şekilde bu mesleğe yö­neliyorsunuz. Ama şöyle bir durum var; benim bir şansım vardı. Ben doğduğumdan beri buradayım, çevremde hep antikacılar vardı. Dolayısıyla biraz da kader diyorum ve tabii bir de sevgim. Hepsi birle­şince ben bu işi 25 yıldır yapıyor oluyorum.

 

Bizim gözlemlediğimiz özellikle gençler arasın­da son dönemlerde antikaya, eskiye dönük rağbet­te önemli bir artış var. Bu ilgiyi siz müşteri profiliniz üzerinden izleyebiliyor musunuz? Son yıllarda bir ilgi artışı var mı?

 

Takip ettiğim ve işin içinde olduğum kadarıyla söyleyecek olursam rağbet dediğiniz gençlerin eski plaklara gösterdiği rağbet olabilir. Yani her şeye de­ğil. Klasik antikaya rağbet oluyor diyemem. Bu işin içindeyim ve dükkanımızda dikkat ederseniz her türlü obje var. Yaptığımız iş de kendi içinde katego­rilere ayrılabilir. Bu objelerin kimine koleksiyonluk eşya diyebiliriz, kimine dekoratif eşya diyebiliriz, kimine de gerçek antika diyebiliriz. Burada gördü­ğünüz bütün parçalar antika değildir, eski dönemin orijinalliğini taşıyan parçalar da var, koleksiyon de­ğeri taşıyan parçalar da var, antika değeri taşıyan parçalar da var. Dolayısıyla klasik antika biraz zor­dur. Eskiden antika bir yemek odası takımı satarken şimdi gençler sadece onun masasını almayı tercih ediyor. Söylediğiniz rağbet vintage kıyafet olabilir, gözlük olabilir ya da plak olabilir. Kısıtlı konuda bir ilgi var ama onun dışında antikaya öyle yoğun bir ilgi yok ülkemizde.

 

Tam arkamda şu an şapkalar ve şallar var, on­lar dikkatimi çekti. Bizim gözlemlediğimiz kadarıyla insanlar genellikle marjinal olabilmek, farklı şeyler giyebilmek için artık daha özel üretim, eski şeylere yöneliyorlar. Siz dükkanınızdaki objeleri nasıl seçi­yorsunuz?

 

Öncelikle seçtiğimiz objenin, döneminin çizgi­lerini taşımasını tercih ediyoruz. Zaten antika ola­bilmesi için belirli bir yüzyıla ait olması ve belirli bir sanat değeri taşıması gerekiyor. Antikanın kriterleri bambaşka. Bir de koleksiyonluk parçalar var. Tarihi öneme sahip birinin kalemi koleksiyonluk bir de­ğerdir ya da bir kibrit koleksiyonu ya da mendil ko­leksiyonu yapıyorsanız her türlü döneme ait mendil ya da kibrit almak durumundasınızdır.

 

Bu mesleğin içinde olduğunuz 25 yıllık süreci değerlendirdiğinizde nasıl bir müşteri profili çizer­siniz?

 

Azalma var. Klasik antika toplamak ya da ko­leksiyonculuk belirli bir yaşın üzerinde yapılacak şeyler. Ülkemizde şöyle bir ön yargı var: Antika pa­halıdır. Bir de her gördüğü eskiyi antika zanneden insanlarımız var. Bunu insanları eleştirmek için söylemiyorum. İçlerinde eskiye duyulan bir merak vardır ama şöyle bir durum da var. İki ya da üç gün önce televizyonda gördüğüm bir şeyi paylaşayım sizinle: Yanlış hatırlamıyorsam Kahramanmaraş­lı bir terzi belli bir merak ile dükkanına her şeyi toplamış ama topladığı herhangi bir şey antika ve eski değil. Onları eski zannediyor ve topla­dıklarını ileride bir müzeye dönüştüreceğini söylüyor fakat baktığımız zaman içinde bir tane bile antika yok. Antika, bugün bu adamın bakış açısıyla ve bunu haber yapan kişinin düşünce­siyle bu durumda ama antika böyle bir şey değil. Antika toplayıcılığını bilinçli yapmak ve neyi ne amaçla aldığınızı bilmek önemli. Evinize dekora­tif anlamda bir şey mi koymak istiyorsunuz yok­sa gerçekten antika ve sanat değeri taşıyan bir objeye sahip mi olmak istiyorsunuz? Bu sorunun cevabı genellikle alıcının bilinciyle alakalıdır ya da bizim gibi antikacılardan yardım isterlerse bildiğimiz kadarıyla yönlendirebiliriz.

 

Biz artık antikacıları dolaşırken dükkanlar­da çok yabancı olduğumuz nesneleri de görü­yoruz. Mesela evde sigara ikram edilmesi için kullanılan sigaralıklarla karşılaştık. Bizim jene­rasyonumuzun yabancı olduğu bu tarz başka ürünler var mı?

 

Ben 25 yıldır bu işin içinde olmama rağmen bunu neden yapmışlar dediğim bir sürü obje ile karşılaşıyorum. Ben işim gereği ve biraz da şansımın yardımıyla koleksiyonerlerden çok şey öğreniyorum. Bir koleksiyoner dükkanımıza geldiğinde bilgi paylaşımı yapıyoruz. Bu yüzden koleksiyonerlik benim için çok değerli. Benim satıcı olarak her konuda bilgi sahibi olmama im­kân yok. Yaşamda kullandığımız her şeyin eskisi var ve bunlar her dönemde yapılmışlar. Kendimi tabii ki sürekli geliştirmeye çalışıyorum ama bu sonu olmayan bir öğrenme süreci. Dolayısıyla benim bile bilmediğim pek çok parça var. Mesela kuşkonmaz yemek için alet, tavuk yeme aleti gibi detaylı düşünülmüş ve inanılmaz estetik par­çalar var. Tabii ki bu aletleri istemek belirli bir kültürel birikim gerektiriyor ve genellikle Avrupa kültürü içinde bu tarz objeler görülüyor ama bi­zim ülkemizde de kullanılmışlar. Geçmişe baktı­ğımda şu an bizim ülke olarak tamamen geriye gittiğimizi düşünüyorum. Nezaket anlamında ve görgü anlamında bence geriye gidiyoruz. Tekno­loji gelişiyor ama bazı şeyler geriliyor. Ben bunu şu örnekte çok net görüyorum: Dünyada her dönem belirli akımlar oluyor ve benim için mi­nimallik estetikten uzaklaşmak demektir. Farklı dönemlere ve gelişime baktığımda minimalleş­meyi estetikten uzaklaşma olarak görüyorum. Çağdaş sanata saygım var ama “her” çağdaş sa­nata değil. Belki ukalalık olacak ama resim üze­rine ders almamama rağmen resimden biraz an­lıyorsam bazı modern resimleri gördüğümde hiç resim yapamayan bir insan olarak kendime hak­sızlık ettiğimi düşünüyorum çünkü ben de bu tarz resim yapabilirim diyorum. Gerçekten fazla ileriye gittiğimi düşünebilirsiniz ama öyle resim­ler görüyorum ki benim için dünyadaki herkes ressam. Estetiğin belirlenmiş kriterleri olmalı. Eskiden yapılmış olan objeleri gördüğümde ye­nilere ilgi duyamıyorum.

 

Tam olarak bu konu hakkında konuşmak is­tiyoruz biz de. Eskiye yönelişteki en büyük ne­denlerden birisi o estetik algısı, küçük detaylar ve işlemeler. Bunlar insanların dikkatini çok çe­kiyor. Bence çağdaş sanata bakış açınızda yalnız değilsiniz.

 

İşlemenin ötesinde bugün işçiliği için de ben iyi diyemiyorum. Herkes için tabii ki söyle­miyorum bunu ama artık kullanılan malzemeler tamamen tüketim odaklı olduğu için kullan at mantığıyla üretiliyor. Dolayısıyla onların ileride antika olması imkânsız. Eğer geleceğe kalırlarsa 2000li yıllarda yapılmış çoğu obje için koltuk, ka­nepe diyeceğiz ama antika diyemeyeceğiz çünkü öyle bir özellikte yapılmıyorlar. Sanat değeri ta­şıması ve dönemin ruhunu vermesi bambaşka bir şey. Onu da eskiyle yeniyi kıyasladığınızda çok net görebiliyorsunuz. Eskilerde inanılmaz detaylar var.

 

Bu bağlamda kişilerin antikacılardan aldık­ları şeylerin tek ve özel olmaları alıcıyı özel his­settiriyor diyebilir miyiz peki?

 

Tabii ki özel hissetmesini sağlar. Bu çok doğ­ru fakat döneminde seri üretilmiş ama çok iyi iş­çilikle üretilmiş objeler de var. Bu eşyalarda da bir estetik duygusu yine de var. Bir şey görüyor­sunuz ve hangi döneme ait olduğunu anlayabili­yorsunuz. Mesela 80’ler diyebiliyorsunuz. 90’lar­da da bu kısmen var. Her dönemin kendisine ait bir çizgisi var ama 2000’lerde böyle bir çizgiyi görebiliyor musunuz? Ben bundan 30 ya da 50 yıl sonra insanların bu ürün 2000’lere ait diyebi­leceklerini sanmıyorum. Her şey birbirine karıştı ve her dönemin kopyası yapılır oldu. Benim için 2000’ler estetikten uzak, dönem algısı taşıma­yan, tamamen kullan at odaklı bir dönem. Git­tikçe bu doğrultuda ilerlediğimizi düşünüyorum. Aslında bu doğrultu eskinin kıymetli olmasını gerektirecek bir şey ama maalesef ülkemizde hala o bilinç yok. Eskinin daha kaliteli üretildiği­ni çok az insan fark ediyor. Antikayı tenzih ederek söylüyorum bunu tabii ki. Benim ulaşamayaca­ğım pahalılıkta antikalar var bu başka. Eskiden bahsediyorsak, kesinlikle yenilerden daha ucuz fakat insanımız ön yargı ile yaklaşıyor, dükkan­larımıza girip bakmıyor bile. Maalesef böyle bir kültürümüz yok. Müşteri portföyümüz toplumun geneline kıyasla azınlık olarak kalıyor.

 

25 yıldır bu işi yapan bir insan olarak antika ya da eski sizin için ne ifade ediyor?

 

Öncelikle ruhu var objelerin. Ben objeye baktığımda onunla kendi aramda bir bağ kura­biliyorum. Tekrar teknoloji ile alakalı bir örnek vereceğim. Mesela ben internetten antika alma­yı anlayamıyorum. Bana göre dokunmalısınız, hissetmelisiniz, objeyle aranızda bir bağ kura­bilmelisiniz. Bunu yapabiliyorsanız ‘Evet. Ben bu objeye sahip olmalıyım.’ demelisiniz. Bana göre bu her şeyde böyle. Yeni nesli ben çok an­layamıyorum. Siz eskicisiniz ve eskici kafasıyla düşünüyorsunuz diyecek olursanız bu eleştiriyi kabul edebilirim. Belki de gerçekten böyle ya­pıyorumdur. Başka bir açıdan aynı konuyla ilgili konuşacak olursam, her objenin her dönemde taklitleri yapılıyor. Size internette detaylı fotoğ­raflar sunuluyor fakat dokunmadan taklit ya da orijinal olup olmadığını anlayamazsınız. Kesin­likle gezilmeli, görülmeli, dokunulmalı. Hatta ben müşterilerime her zaman on defa bakın bir kere alın diyorum çünkü bu bir keyif işi. Eve gö­türdüğünüz objeden mutlu olmalısınız, onu sev­melisiniz. Böylelikle benim dükkanımı da güzel hatırlamış olursunuz.

 

Please reload

Bizi Takip Edin

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.06.2020

19.12.2018

19.12.2018

Please reload

Son Yüklenenler
Öne Çıkanlar

Üç Dönemin Üç Ütopyasında Aile ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

19.06.2020

Öncü bir Aziz: Thomas More ve Utopia’sı

Sir Thomas More tarafından 1516’da yayımlanmış ve ilk ütopya eseri olarak kabul edilen, hatta bu türe de adını...

1/10
Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon