Masallardaki Distopya: Zümrüdüanka Masalı

Masallar, insanlık tarihinin ürünü olan edebiyatın içerisinde çok önemli bir yer kaplar. Binlerce yıl öncesinde saklı kalan bir olay, masallar sayesinde günümüze ulaşabilir. Bunun yanında masallar günümüze ulaşırken geçirdiği değişimlerle birçok yönden zenginleşir. Masalların en önemli unsuru içinde barındırdığı ögelerdir çünkü bizlere asıl verilmek istenen mesajı, temsil ettikleriyle onlar anlatır. Bahsedilen ögeler; masallar ütopik eserler olduğu için hayal gücüyle oluşturulan, gerçeklikle bağı mecazî hâlde bulunan unsurlardır. Önemli masal araştırmacılarımızdan Eflatun Cem Güney’in derlediği masallar arasında bulunan Zümrüdüanka masalı, ütopik ve distopik onlarca ögeye ev sahipliği yapan masallardan biridir. Distopik açıdan incelendiğinde Zümrüdüanka masalında, literatür içinde sıkça kullanılan, keskin çizgilerle ayrılmış “Dev”, “Karanlıklar Ülkesi”, “Ejderha”, “Kara Yılan” olarak isimlendirilen dört farklı ögeye yer verilmiştir. Zümrüdüanka masalında geçen distopik kavramların detaylı bir biçimde sunulması masalların yapı taşı olan ögeleri anlamamızda büyük fayda sağlar. Nitekim, folklor araştırmacısı Pertev Naili Boratav da masalların işlevini “öğretir, eğitir ve özellikle tanıklık eder, bilgi verir” şeklinde açıklar (Boratav, 1982, s. 276). Bahsedilen kavramlar, temsil ettikleri noktaları açıklamakla kalmayıp masalı okuyucusunun gözünde somutlaştırır, onları tanık olduğu olaylara ortak eder. Zümrüdüanka masalı ise okuyucusuna öğrettiği ve tanıklık ettirdiği distopik ögeler ile distopyaların masallardaki yerini parçadan bütüne doğru açıklar.


Zümrüdüanka masalı, neredeyse bütün masallar gibi ütopik bir tekerlemeyle başlar ve maceraya giriş yapmadan önce genel durum hakkında bilgi verir. Ardından masal şöyle başlar: Mercan bir saraya sahip olan bir padişah ve bu padişahın üç oğlu vardır. Sarayın sihirli bir bahçesi ve bu bahçede perili bir ağaç bulunmaktadır. Bu perili ağaç yılda sadece bir kez, önceden tahmin edilemeyen bir günde üç adet elma verir. Ancak elmaları kimse alamaz çünkü ağaç meyve verdiğinde bir dev gelip bütün elmaları koparıp götürmektedir. Normalde durumu pek de umursamayan padişahın bu tavrı, rüyasına bir dervişin girip ona elmaların sihirli olduğunu söylemesiyle değişir. Elmaları almak için yanıp tutuşmaya başlayan padişah, kendisinin yaşlılığından dolayı oğullarına bu görevi verir ve masalın ana hikâyesi başlar. Bahsedilen saray ve içindeki yaşam, masalın “ütopya” temelini oluşturur. Ütopya; insanların çatışma, açlık ve mutsuzluktan uzak, tam uyum içerisinde yaşadıkları mükemmel toplum düzenini tanımlamak için kullanılan kapsamı geniş bir kavramdır.[1] Masaldaki “Mercan Saray”, “Sihirli Bahçe” ve “Perili Ağaç” gibi ögeler ise bu tanıma uygun olarak ütopya fikrini destekleyen doğaüstü unsurlardır.


Ütopya sayılabilecek bir yerde, korkutucu ve efsanevi bir karakter olan “Dev”in varlığı bir zıtlık oluşturur. Şayet ütopya, “yaşama geçirilemeyecek kadar iyi” olarak tanımlanıyorsa onun karşıtı olan distopya da “yaşama geçirilemeyecek kadar kötü” olarak tanımlanabilir (Mill, 1868; akt. Vieira, 2010/2017). Bu açıdan bakıldığında dev distopik bir ögedir. Nitekim, insanların kısıtlı imkanlarla despot bir rejim altında yaşamasının yanı sıra toplumun huzurunu kaçıran bir varlığın bulunması da distopik eserlerde sıkça rastlanan unsurlardandır. Devler; özellikle Türk masallarında ortalığı birbirine katan, huzuru bozan varlıklar olarak anlatılır. Saldıkları korku ve zorbalıkla bulundukları yeri karanlıklaştırır, adeta bir distopyaya çevirirler. Bunun yanı sıra devler masalların çoğunda korkunç bir görünüme sahip yaratıklar olarak anlatılır. Bu masaldaki devin tasviri de oldukça distopiktir: Dev yedi başlı, gözleri çıra ve her yeri kılla kaplı olarak anlatılır. Padişahın iki oğlu kibirleri yüzünden devi durdurmakta başarısız olur ancak padişahın en küçük oğlu devle yüzleşmesinden galip çıkar. Küçük şehzade attığı okla devin yedi başını birden deler ve kaçar. Dev karakteri, masalda kötüyü temsil eden ilk öge olarak masalın temelindeki zıtlığı oluşturur ve küçük şehzadenin ütopik bir kahraman olarak yükselmesinin önü açılır. Masalın bu noktasında ve devamında zıt ögeler üzerinden bir denge sağlanır. Dev, distopik evrenin parçası iken ütopyadan gelen soylu bir kişi onu alt eder. Ütopik kahramanların, distopyalar içerisinde belirmesi eserin devamı açısından çok büyük önem arz eder çünkü ütopik güçlere sahip bir kahramanın kendisine tamamen zıt bir evrende olması, hikâyenin sürükleyiciliğini arttırır. Bunun yanı sıra küçük şehzade saraya döndüğünde kimsenin onun yaptıklarına inanmaması, dev ögesinin distopik gücünü okuyucuya gösterir. Bunun bir diğer sebebi devlerin birçok kültürde şeytan ile özdeşleştirilmesi olabilir. Şeytan kültürel olarak her türlü kötülüğün ana kaynağı olarak görülür ve “Dev” ögesi de masallarda en alt tabakadan en üst tabakaya kadar bütün insanların korktuğu bir varlıktır. Gerçek hayatta inanılan kötülüğün kaynağı şeytan iken hayal dünyasında oluşan masallarda dev bu rolü devralır. Kötü algısının toplumlarda dev-şeytan ilişkisini güçlendirmesi iki ögenin de insanlar üzerindeki etkisinin sonucudur (Yücel, 1999).


Devin peşinden kardeşleriyle birlikte giden küçük şehzade bir kuyu bulur. Kuyunun yer altı dünyasına indiğini fark ederler ve sırayla iple sarkarlar. Ancak büyük kardeşlerin biri yandığı için biri de donduğu için aşağıya inemez, sadece küçük kardeş inmeyi başarır. Kuyu ögesinin “yeryüzü” yani ütopya ile “yer altı” yani distopya olan evrenleri ayırmak için kullanıldığı görülür. Aşağı inen küçük şehzade devi karanlık duvarlar içinde üç kızla beraber bulur ve öldürür. Devler, çoğunlukla karanlıklar ülkesi olarak adlandırılan yerde yaşarlar ancak kahramanın devi bulduğu yer masalın bir bölümünün geçtiği karanlıklar ülkesinin çok küçük bir kısmıdır (Yücel, 1999). Ardından küçük şehzade yukarı çıkmak istediğinde, kardeşleri kıskançlıklarından dolayı ona izin vermez ve şehzade yer altı dünyasında mahsur kalır. Kahraman olan karakterin distopyada sıkışıp kalması anlatım açısından verilmek istenen etkiyi üst seviyelere taşır. Dev ve kuyu ögeleri, Zümrüdüanka masalının inşa ettiği distopyaya giriş rolü üstlenen unsurlar olarak önümüze çıkar.


Yeraltı dünyasında sıkışan masal kahramanına çoğu masalda olduğu gibi iki yol sunulur. Bu yollardan biri Aydınlıklar Ülkesi’ne giderken diğeri Karanlıklar Ülkesi’ne gitmektedir. Bu ülkelerin isimlerinden anlaşılacağı üzere masallar, içerisinde aynı anda ütopya ve distopyaları rahatça barındırabilirler. Zümrüdüanka masalında ise bu durum Ak ve Kara Koyun olarak renklerine uygun isimlendirilmiş iki koyun ile anlatılır. Ak Koyun Aydınlıklar Ülkesine, Kara Koyun ise Karanlıklar ülkesine kahramanı götüren varlıktır. Ak ve Kara olarak ayrılmış iki öge, masalın yazıldığı topluma ait kültürün bir yansımasıdır. Türk kültüründe “ak” renk olarak refah ve özgürlüğü, “kara” ise zulüm ve despotluğu temsil eder (Kalafat, 2012). Zümrüdüanka masalında ise kahramanımız kuyunun dibine düştüğünden bilincini kaybeder, Kara Koyun’un sırtına biner ve Karanlıklar Ülkesine götürülür. Karanlıklar Ülkesi tasviri, masalda tam anlamıyla bir distopyayı çağrıştırır. Bu ülkede ışık kaynağı olmadığından, aydınlatma için zümrüt taşlarının kullanıldığından ve bu ülkenin sanki terk edilmiş bir diyar gibi göründüğünden bahsedilir. Karanlıklar Ülkesi, distopik bir öge olarak onlarca değişik masalda karşımıza çıkar. Örneğin, “Ayı Kulağı” ve “Keloğlan ile Dev” masallarında Karanlıklar Ülkesi yeryüzünden bir kuyu vasıtasıyla inilen; devlerin, koyunların yaşadığı yerler olarak tasvir edilmiştir (Yücel, 1999).


Masal kahramanı, Zümrüdüanka masalının distopyası Karanlıklar Ülkesi’ne Kara Koyun’un sırtında vardıktan sonra bu ülkedeki insanlardan, bölgenin bilinmeyen bir yerden gelen bir ejderha tarafından susuz bırakıldığını öğrenir. Ejderha, bölgeye gelen su kaynağının üstüne oturmuş ve suyu kesmiştir. Sadece her yıl kendisine bir kez kurban getirilmesi şartıyla kısa süreliğine insanların kaynağı kullanmalarına izin vermektedir. Karanlıklar Ülkesi’nde en belirgin distopik öge olarak “Ejderha” karakteri bu noktada karşımıza çıkar. Aynı devler gibi ejderhalar da ulaşılamaz âlemlerde ve yerin derinliklerinde yaşarlar. İnsanların korkularından beslenen, onları sömüren ve temel haklarından mahrum bırakan bu yaratık, bir distopik öge olarak masalların vazgeçilmezidir. Ejderha ögesi, Doğu kültüründe nerdeyse tanrıyla eş değerken Batı’ya doğru gelindikçe halkların masallarında zalim olarak nitelendirilir. Batı ve Doğu kültürlerinin arasında kalan toplumlarda ise “Ejderha” bazı eserlerde bilge bir varlık iken bazı eserlerde kötülüklerin başını çeker (Gökçimen, 2010). Ögenin temsil ettiği yer konusundaki değişim kültürlerin hayal güçleriyle zihinlerinde oluşturdukları ütopya ve distopyaları anlayabilmemiz konusunda çok önemlidir. Masallar bizlere Doğu insanının ejderhaya kutsiyet atfettiğini, Batı insanının ise ondan köşe bucak kaçtığını aynı dille anlatabilir. Bu sayede masallar tarihe ve insanlara tanıklık ederler. Hikâyenin devamında, dokuz başlı olarak tasvir edilen ejderhayı küçük şehzade öldürür ve yer altı dünyasının padişahının kurban edilecek olan kızını kurtarır. Ancak Karanlıklar Ülkesi bir distopya olduğu için padişah, ejderhayı öldürecek kadar güçlü olan küçük şehzadeden tahtımı ele geçirebilir korkusuyla çekinir ve onu uzaklaştırır. Otorite olarak önemli bir güce sahip olan padişahın bile ejderhanın yaşattığı distopyayı zihninden atamaması, onu öldüren kişiyi kahraman değil düşman olarak görmesi distopik ögelerin masallarda ne kadar güçlü olduklarına önemli bir örnektir.


Karanlıklar Ülkesi’nden ayrılan küçük şehzade; yeryüzüne çıkmak, distopyadan ütopyaya ulaşmak için ilerlemeye başlar. Karşısına yeraltında yetişmiş büyük bir ağaç çıkar ve bu ağacın üstünde bir yuva görür. Yuvada bulunan kuş yavrularına yaklaşan kara yılanı gördüğü anda okuyla öldürür. Bu yavrular Zümrüdüanka kuşunun yavrusudur. Onları avlamak için yaklaşan “Yılan” ögesi Türk mitolojisinde hem iyi hem de kötü bir varlıktır. Ancak çoğunlukla masallarda kahramana yardımcı olan hatta onunla evlenen bir varlıkken Zümrüdüanka masalında efsanevi kuşun yuvasına zarar veren distopik bir öge olarak karşımıza çıkar. Yılanın isminin “Kara Yılan” olarak geçmesinin nedeni, masallarda genellikle rehber rolünü üstlenen “Yılan” ögesinin bu masaldaki distopik yönünün vurgulanmak istenmesidir. Kara Koyun örneğinden de anlaşılacağı üzere “kara” ya da siyah, bir renk olarak toplumun gözünde kötüyü temsil eder. Birçok masalda normalde “iyi”yi temsil eden ögelerin başına bu şekilde sıfatlar eklenerek bu ögelere “kötü” rolü yüklenmiştir. Örnek olarak, genellikle Keloğlan masallarında gördüğümüz “Kara Vezir” ögesi aslında ülkesi adına çalışan “Vezir” ögesini zalim ve despot bir kişiliğe dönüştürmüştür.


Zümrüdüanka masalındaki kara yılan, kötülüğü temsil etmesi bakımından dev ve ejderhadan sonra yer altı dünyası distopyasının bir diğer önemli parçasıdır. Yer altı dünyası masal temelinde olağanüstü ve kötü kalpli yaratıkların bulunduğu yeri ifade eder ve bu yaratıkların başında “Yılan” gelir (Yıldız, 2011, s. 202). Buna göre “Yılan” ögesinin iyi ya da kötü bir varlık olması masaldaki konumuna göre değişecektir. Bu masalda ise Kara Yılan ve Zümrüdüanka ilişkisi, yeniden doğuşu temsil eden kuşun maruz kaldığı sinsi vahşeti anlatır. Hikâyenin devamında Zümrüdüanka, yavrularını kurtaran küçük şehzadeyi başının üstünde taşıyarak yeryüzüne çıkarır. Yolda acıktığı için yere çakılacak olan Zümrüdüanka’yı küçük şehzade kendi vücudundan kopardığı et parçasıyla besler. Zümrüdüanka, masalın içinde bir kurtarıcı olarak ütopik öge sınıfında olsa da kahramanla arasındaki bu ilişki olay bakımından korkutucu bir distopikliğe sahiptir (Yıldız, 2011, s. 200).


Zümrüdüanka masalı, barındırdığı ögelerin iyilik ve kötülükle ilişkisi bakımından çoğu masaldan ayrılır. Bunun sebebi genellikle masalların içeriğindeki ögelerin “iyi” ve “kötü” olarak keskin çizgilerle ayrılmasıdır. Ancak Zümrüdüanka masalındaki ögeler aynı anda hem distopik hem de ütopik özellikler gösterebilmektedir. Zümrüdüanka masalının ögeleri, temsil ettikleri konular açısından gerçek dünyayla dolaylı bir ilişkiye sahiptir. Dev ögesi, sarayın sihirli bahçesine izinsiz girip perili ağaçtan elmaları çalarak şiddeti ve terörü temsil eder. Ejderha, yaşam kaynağı olan suyun insanlara ulaşmasını engel olup sadece insanların içinden bir kurban verilmesi karşılığında suyu insanlara vererek zulmü ve sömürgeciliği anlatır. Kara Yılan ise umudun temsili olan Zümrüdüanka kuşunun soyunu sinsice yollarla tüketmeye çalışarak hainlik kavramını temsil eder. Zümrüdüanka masalının okuyucuya vermek istediği mesaj, bu ögelerin temsil ettiği kavramlarda saklıdır. Masallar, ürünü oldukları toplumun sosyal, coğrafi ve dini izlerini geniş bir yelpazede taşır. Bu izleri anlatabilmek için de imgelerden yararlanır. Masal anlatıcıları distopik ve ütopik özellikler taşıyan bu imgeleri kullanarak bir hayalî evren yaratır. Çıkan ürünün hayal gücünden beslenmesi anlatımı akıcı ve akılda kalıcı kılar. Akılda kalan hikâye yaşamaya ve gelişmeye devam eder. Böylece masallar, okuyucularını içinden çıktıkları toplumun düşüncelerine, geçmişine ve hayallerine tanıklık ettirir.


KAYNAKÇA


Güney, E.C. (2016). Masallar: Seçme Masallar. Ankara: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları. (Zümrüdüanka Masalı bu kitap içindedir)


Boratav, P.N. (1982). Folklor ve Edebiyat II, İstanbul: Adam Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 1945).


Yücel, A. (1998). Masallarda Dev ve Yaratılış Destanındaki Benzerleri. Millî Folklor, 7(39, Güz 1998), 38-45.


Kalafat, Y. (2012). Türk Halk İnançlarında Renkler. Ankara: Berikan Yayınları.


Gökçimen, A. (2010). Türkmen Masallarında Mitolojik Hayvanlar ve Fonksiyonları. Türkbilig, 20(Güz, 2010), 165-178.


Vieira, F. (2017). Ütopya Kavramı. G. Claeys (Der.), Ütopya Edebiyatı: Cambridge Edebiyat Araştırmaları içinde (ss. 3-31). (Z. Demirsü, Çev.). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 2010).


Yıldız, Ş.N. (2011). Türk Anlatılarında Hayvan Motifleri (Yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi, Elâzığ). Erişim adresi https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/14937/296444.pdf?sequence=1


https://www.bl.uk/learning/histcitizen/21cc/utopia/utopia.html

[1] https://www.bl.uk/learning/histcitizen/21cc/utopia/utopia.html


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Fritz Lang’ın "Metropolis"inde Distopik Unsurlar

İnsanların gelecek tasavvuru, bilim kurgu türü altında edebiyatta ve sinemada kendine yer bulmuştur. Bilim kurgu sineması geçmişten günümüze hem konu hem de film teknikleri açısından büyük değişimler

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon