Kovalama

Kovaladığımız birileri var. Eski kamyonetin içindeyiz. Şoförlük yapan Darı, ben ve arka koltukta oturan Solucan. Gerçi öne doğru o kadar eğilmiş durumda ki bizim ortamızda oturuyor gibi görünüyor. Darı ara sıra vitese hâkim olabilmek için onu koluyla geriye doğru fırlatıyor, Solucan hemen geri aramıza dönüyor. Hava çok sıcak, pencerelerin hepsi sonuna kadar açık olmasına ve neredeyse son hızda gitmemize rağmen serinleyemiyoruz. Tali fakat geniş bir yoldayız, hemen önümüzdeki takibi kesmediğimiz yeni kamyonetin kasası bozuk asfaltta hızlı gittiği için yerinden kopacakmışçasına sallanıyor. Kasanın asıl kullanılma sebebi olan karpuzların ardında bıraktığı süsleme yaprakları bu zıplamalar ile yola saçılıyor.

Darı sağa doğru bir hamle ile nihayet onların yanına gelmeyi başarıyor. “Piliç, camdan uzan!” diye bağırıyor bana. Hiç ikiletmeden Vampire doğru camdan sarkıyorum. Onun da sağ koltuğunda Mandal var. Göz göze geliyoruz. Onda daha önce hiç görmediğim bir hırsla atılıyor bana doğru, dar gömleğinin üstünden göğüsleri de bana doğru atılıyor. O an benimkilerin de aynı şekilde sallandığını hayal ediyorum ama bu sadece bir hayal tabi, keşke garip zamanlarda neden kadın olmak istediğimi hatırlamasam.

Vampir bizden uzaklaşmak için sola doğru, Darı onlara yaklaşmamız için sağa doğru sürüyor. Ben ve Mandal it dalaşında kollarımızı birbirimize savuruyoruz. Tırnaklarıyla benim terli kollarımı çizmeye çalışıyor, ben de onun kollarından kurtulup saçını yakalamaya uğraşıyorum. İkimiz de müthiş bir mücadele veriyoruz. Darı ve Vampir bize direktifler veriyor ama ikimiz de duymuyoruz, yani en azından ben öyle tahmin ediyorum. Solucan bu sırada bir nara atıyor ve camdan düşmeme engel olmak için artık vitese oturup beni belimden kavrıyor. Kollarım kopacakmış gibi, tişörtüm terden sırılsıklam ve Mandal’ın tırnaklarının çizdiği yerler akan terimin tuzu ile birlikte yanmaya başlıyor. Yine de adrenalin ve kaybetmeme tutkusu bunları kapının ardında tutuyor. Mandal ise benden çok daha iyi durumda, belki de bunu planladıkları için önceden antrenmanlı. Yüzünde ara sıra acıyla büzülmeler oluyor ama genel anlamda ciddiyetini hiç bozmuyor. Avına odaklanmış bir yırtıcı gibi tam konsantre. Üzerime atlamak ve etimi dişleriyle parçalamak için uğraşıyor. Artık pembeleşmiş kırmızı rujunun arkasındaki köpek dişlerini görüyorum. Olması gerektiğinden çok daha keskin, iki küçük bıçağı andırıyor. Etimi kesinlikle parçalayabilir. O zaman çığlık atarım işte. İş miş umurumda olmaz bırakırım kendimi. Arabadan düşersem de umurumda olmaz. Gerçi Solucan beni bırakmaz. Şu an karısına sarılmadığı kadar hırslı sarılıyor bana. İşte konu para olunca...

“Hadi ama Piliç!” diye bağırıyor Darı. Başla komutunu duymuş sporcu gibi aniden Mandal’ın iki kolunu birden kavrayıp hareket etmesini engelliyorum. O sırada Vampir ile göz göze geliyoruz. Gözlerinde korkuyla karışık bir plan titreşmesi var. Ekibimizin beyni olan adam, aksini beklemek zor zaten. Yine de bizi hafife almayacaktı, almamalıydı. Darı’nın onu elini kolunu sallayarak sınırdan bizim mallar ile yollayacağını düşünmemeliydi. Ona bu düşündüklerimi ima eden bir bakış atıyorum. İlk defa oluyor bu, Vampir’i küçük görmem yani. O da bunu fark etmiş olacak ki beyaz teninin altındaki damarları iyice yeşil yeşil parlıyor ve bir eliyle direksiyonu tutup diğer eliyle Mandal’ı hışımla içeri çekiyor. Öyle ki kızın kolları benimle kalacak gibi oluyor neredeyse, ben de asfalta yapışacak gibi öne düşüyorum. Neyse ki Solucan bu sırada beni içeriye çekiyor. Rahatlamış bir nefes veriyorum.

Vampir “Camı kapat hemen!” diye bağırıyor Mandal’a. Kız baya güçsüz kalmış kollarıyla kolu çevirmeye başlıyor.


“Şerefsiz!” diye söyleniyor Darı. Gözleri hırs ile her zamankinden daha çok dışarıda görünüyor. Az daha böyle devam etsek yerinden fırlayacak sanki. “Aniden içeri girdi, tutamadım.” diyorum nefes nefese. “Senlik bir şey değil.” diyor Darı. “Ben bile yukarı zıpladım!” diyor Solucan poposunu ovuştururken. “Vites bu sefer içeri girip çıktı galiba.”

Kovalamaya devam ediyoruz. Arada bize eşlik eden normal hızlı araçların panikle kornaya bastığını görüyorum. Vampir de Darı da umursamıyor. Polis birazdan peşimize takılacak halbuki. “Polis gelecek.” diyorum Darı’ya. “Gelsinler!” diyor. “Hatta sen ara polisleri, hırsızlar düşünsün.”

Aksi gibi daha da hızlanıyor.

“Darı, böyle olmaz camdan cama. Ben silahla tekerlerini indireyim.” diyor Solucan. “Deli misin sen? Bu hızda teker inerse takla atıp patlarlar. İçindeki mal da ziyan olur...biraz düşün gerizekalı!” diye onu tersliyor Darı.

Solucan, adına yakışır şekilde susarak arka koltuğa büzülüyor. “Peki ne yapalım?” diye soruyorum. “Önünü kesmemiz lazım.” diyor Darı. “O fırsatı bir görsem kıracağım önlerine de…” Başımı sallıyorum. Söylenerek direksiyona öfkeyle vurmaya başlıyor. Kesik kesik korna sesi ona eşlik ediyor. “Kendini suçlama.” diyorum omzuna elimi koyup. “Adam hepimizi kandırdı.” Dediğimi duymuyor. Gözleri kasalı kamyonette, Vampir’in bir açığını bekliyor.

Birkaç kilometre daha böyle gidiyoruz. Vampir öne geçiyor. Hava kararıyor. Darı farlarını yakıyor, Vampir gizli kalmak için yakmıyor. Farlar kasalı kamyoneti bir nevi elinin altında tutar gibi vampir nereye giderse takip ediyor. Solucan ve ben uzun süren adrenalinden yorulmuş, koltuklarımıza çökmüş halde Darı’nın bahsettiği o açığı bekliyoruz. Kollarımdaki tırnak izleri gittikçe kızarıp sızlıyor. Torpidodan şişe su alıp kollarımı ve yüzümü ıslatıyorum. Serin su beni biraz kendime getiriyor. Solucan su için elini uzatıyor. Şişeyi veriyorum, o da aynı şekilde kendini serinletiyor. Sonra şişeyi Darı’ya uzatıyor. Darı suyu alıp başından aşağı boşaltıyor, şişeyi de öfkeyle camdan dışarı fırlatıyor. Kazıtılmış kafasından su direkt aşağıya iniyor. Başını bir köpek gibi sallayıp suyu bize fışkırtıyor. Gergin olduğunu bildiğimiz için bu hareketine sessiz kalıyoruz.

Başımı camdan uzatıyorum. Karanlığın çökmesiyle beraber tarlalar korkunç bir görünüm almaya başlıyor. Ara sıra saniyelik gördüğümüz küçük köy evleri dışında etrafımız dümdüz. Vampir ve Mandal önde, biz arkada sonsuzluğa doğru gidiyoruz. Ya da belki de gitmiyoruz da bir hamsterın tekerleği gibi aynı yerde dönüp duruyoruz. Köpeğin kuyruğunu yakalamaya çalışmasıyla aynı belki de bu yaptığımız. Ya da ayağını başına değdirmeye çalışmak kadar saçma… kimdi o hakikaten? Başımı Solucan’a çeviriyorum. “Solucan, hani biri kendi ayağını başına değdirmeye çalışıyordu ya kimdi o?”

“Kabuk ya bizim Kabuk…” diye gayet beklendik bir soru sormuşum gibi şaşırmadan cevap veriyor bana. Solucan’ı bu yüzden çok seviyorum. Asla şaşırmıyor, her zaman her soruya ve her harekete hazırlıklı. “Solucan…” diyorum. “Vampir’in bu yaptığına şaşırdın mı?”

Omuz silkiyor. “Yoo…”

“Bekliyordun yani?”

“Her zaman beklerim ben.”

“Bizi niye uyarmadın madem?”

Koltuktan doğrulup vitese doğru eğiliyor. “Herkesten her şeyi beklerim doğru ama ne zaman neyi yapacaklarını kestiremiyorum. Yaptıklarında aklıma geliyor hep aslında o hareketi beklediğim. Hep bir adım geride kalıyorum.”

“İşe yaramayan yetenekten bahset işte…” diyor Darı.

Bu sırada bizim arabadan hiç de iyi olmayan tekleme sesleri geliyor. Solucan ve ben panikle Darı’ya dönüyoruz. O da yüzünde korkmuş bir ifadeyle sürmeye devam ediyor. Bir tekleme daha, bu sefer daha yüksek sesle geliyor. Darı bunu bir işaret kabul ederek gazı köklüyor ve Vampir’in kasasına sertçe vuruyor. Arka tekerleklerin zıpladığını görüyorum. “Sıkı tutunun!” diyor bize. Bir kez daha, bu sefer tekerlekleri hedef alarak kamyonete çarpıyor. Sarsıntıyı biz de öndekiler kadar hissettiğimiz için hızla emniyet kemerini takıyorum, Solucan da arka koltukta kemer olmadığından benim koltuğun arkasındaki boşluğa çöküyor.

Vampir panikle başını camdan uzatıyor. Darı onun yüzünü görünce hıncını almak ister gibi bir kez daha kasaya çarpıyor. Vampir istemsizce yavaşlıyor, Darı bizim kamyonetle onun soluna geçip kasalı kamyoneti tarlaya doğru ittiriyor. Tekerleklerin eski asfalttaki çığlıkları kulaklarımı sızlatıyor, bedenim istemsizce Darı’ya doğru eğiliyor. Gözlerimi kapatıyorum. Bizim kamyonet onlarınkini köşeye sıkıştırmaya devam ediyor. “Hadi kızım! Biraz daha…” diye arabayla konuşuyor Darı. Fakat tam Vampir’leri tarlaya yollayacakken bizim kaputtan dumanlar çıkmaya başlıyor ve Darı arabanın kontrolünü kaybediyor. İstemsizce yavaşlıyoruz, Vampir son anda kedinin elinden kaçan fare gibi hızla bizden uzaklaşıyor. Darı gaza çaresizce abanıyor ama fayda etmiyor, bizim kamyonet ne yazık ki iflas ediyor. Solucan girdiği aradan çıkıp arabadan atlıyor ve Darı’yı şoför koltuğundan asfalta atıyor.

“Piliç! Çabuk atla aşağı bu patlayacak!” diye bağırıyor ardından. Kemeri çözmek için uğraşıyorum, ellerim bana yardımcı olmuyor. Koltukaltımda terin biriktiğini hissediyorum, Mandal’ın bıraktığı izler sızlıyor, gözlerim yaşarıyor ama kemer bir türlü yuvasından çıkmıyor. Araba’dan homurtular duyuyorum, hala yavaş da olsa gitmeye devam ediyor. Solucan ve Darı peşinden koşuyorlar. Darı çevik bir hareketle kapıyı açıyor, kemerin üst kısmını benim başımın üstünden geçiriyor. Biraz daha rahatlıyorum, kurtulacağımı hissediyorum. Fakat bu sırada arabanın kaputu basınçla ön cama doğru açılıyor ve camı kırıyor. Darı rüzgârın etkisiyle yola savruluyor. Bana saplanan cam kırıklarının acısı, Mandal’ın tırnaklarının acısından çok daha fazla. Ya patlama, dağılan vücudumun acısını hisseder miyim acaba? Belimdeki kemerden kurtulamıyorum. Üstüme düşen camların avucumu parçalamasına aldırmadan kemeri aşağı itip bacaklarımı kurtarmaya çalışıyorum.

Olmuyor.

Solucan ve Darı ile göz göze geliyoruz, ikisinin de bakışlarında müthiş bir şok var. Kendi bakışlarımı hayal ediyorum. Eminim çok daha kötü, daha korkutucu. Darı bana doğru bir hamle yapıyor ama Solucan onu engelliyor. Son gördüğüm bu, ardından sağır edici bir patlama. Vücudum keskin bir acıyla dağılıyor, saniyelik bile değil, saliselik bir acı duyuyorum ama o acı bana zamanın aslında sadece insan icadı olduğunu itiraf ettiriyor.

Yol tali, Solucan ve Darı tarlaya savruluyor. Vampir Mandal ile birlikte sınırı geçiyor. Mandal’ın göğüsleri mutlulukla zıplıyor. Tam hayal ettiğim göğüsler. Benim olmasını istediğim.

En çok da kendim olamadan öldüğüme üzülüyorum.

18 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

KÜMÜLATİF

Sümerliler tapınaklarını yedi katlı inşa ederlerdi. Bunu bir cuma günü Hasan’dan öğrendim. “Gerçekten herkesin okuması gereken bir medeniyet.” dedi. Hasan, doktora başvurusu reddedildiğinden beri böyl

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon