MİT KÖKENLİ ANLATI OLARAK DESTANLAR VE DESTANLARIN TOPLUMSAL İŞLEVLERİ

İnsanlık tarihi boyunca varlığı en uzun soluklu olan edebi tür diyebileceğimiz destan; Aristoteles başta olmak üzere birçok fikir insanı tarafından tanımlanmış, zaman zaman üzerinde konuşulan bir biçim olagelmiştir. Öte yandan destanı tanımlamak pek de kolay değildir. Bunun nedeni destanın tek ve net bir tanıma sığmayacak kadar çok biçimli örnekleri kapsayan bir anlatı olmasıdır. Her icrasında içerik düzeyinde değişiklik göstererek aynı ad altında üretilen bu edebi türü sadece tek bir tanıma yerleştirmek oldukça güç olacaktır. Tek bir tanıma yerleştirmek ne kadar zor olsa da neticede ortak bir adla anılagelen destanların önemli ortak özelliklerinden bahsetmek mümkündür. Bu özellikler öncelikle mit kaynaklı/kökenli olmaları, nispeten çok hacimli olmaları, mit ile halk hikâyesi arasında gidip gelmeleri, örnek bir kahraman sunuyor olmaları, tanrısal yardımlar barındırmaları, ahlak ve cesareti övmeleri şeklinde sıralanabilir. Bunların yanı sıra destanların bireysel bir etki amaçladığı söylenemez; bireyden ziyade kitleye hitap eder ve işlevleri topluma dairdir.


Dünya tarihinin en uzun soluklu edebi türü olan destanların başlıca özellikleri uzun ve manzum olmaları, soylu eylemlerle olağanüstü olayları barındırmaları ve çok kapsamlı olmalarıdır. Bununla birlikte destanların tarih içinde toplumsal yapı ve taleplere göre farklı biçimlere bürünmesi kaçınılmazdır. Biçimsel evrim, farklı zaman ve mekânda üretilen eserlerle kendini gösterebilir. Bu durum bir noktada türün tanımlamasını zorlaştırırken aslında türün tanımlanamamasından kaynaklanan bir sonuç da olabilir. Oğuz Kağan Destanı ve Manas Destanı, adlarının da gösterdiği üzere şüphesiz bir biçimde destan diye nitelendirilebilirken Dede Korkut anlatıları, içeriği destanla paralellik gösteriyor ve biçimsel olarak manzum da içeriyor olmasına rağmen büyük oranda mensur oluşuyla klasik yapıdan farklılaşmaktadır. Fakat nihayetinde bu birincil kaynaklar tek bir icradan ve tek bir yaratıcıdan ibaret değildir; her sözlü performans ile yeniden üretilir ve bireye değil kitleye hitap eder.


Destanların yaşayan bir unsur olmasında, her sözlü performansla yeniden üretilmesine ek olarak dinleyicinin destan üretim sürecinde aktif olması önemli rol oynar. Dinleyicinin aktif kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri destandaki kahramanın sürekli sınanıyor olmasıdır. Kahramanın sınanışlarına verilen dinleyici tepkileri destan anlatıcısının, destanda genel hatlardan çıkmayarak içerik düzeyinde ufak tefek değişiklikler yapmasına olanak tanır. Bu da dinleyicinin aktif konumunun korunmasında önemli rol oynayarak performans sırasında karşılıklı bir etkileşim meydana getirir. Kökeninde mit yatan destanlar, mitten farklı olarak tanrıya öykünen bir anlatıyı var etmekten ve tekrar üretmekten ziyade doğaüstü özelliklere sahip bir ana kahraman ile toplumsal düzeni aktarmayı hedefler. Destanlardaki bu kahraman odaklı anlatım ise halk edebiyatının temelini oluşturur.


Destanların en önemli işlevi kolektivizm üretmektir (Dundes, 1980). Kolektivizmin kelime anlamını incelenen konu açısından “toplumsallık duygusu” olarak ele almak yerinde olacaktır. Kolektivizm, nicelik olarak azımsanmayacak bir kitleyi temsil etmekle birlikte toplumsal düzenin oluşmasını ve devamlılığını mümkün kılar. Halk edebiyatı çalışmalarından önce ve hatta çalışmaların yapıldığı ilk dönemlerde “halk”ın kavram olarak alt sınıfı temsil ettiği düşünülse de sonrasında yapılan çalışmalarla sadece alt sınıfı değil daha heterojen bir yapıyı kapsadığı kabul edilir (Dundes, 1980). Halk edebiyatının önemli bir türü olan destanların ileri dönemlerde milli kimlik inşasında büyük bir rolü olması bunu destekler niteliktedir.


Manas Destanı milli kimlik oluşturma işlevini taşıdığı açıkça görülen destanlardan biridir. Kırgız tarihinin yeniden yazımı diyebileceğimiz bir tarih anlatısı olma özelliğine sahip bu destanın ana kahramanı destana adını veren Manas’tır. Girdiği savaşlar ve kahramanlıklarıyla öne çıkan Manas, anlatı içerisinde öldükten sonra tekrar dirilir. Bu başına gelen olağanüstü olaylardan yalnızca biridir. Manas’ı savaşlarda aldığı zaferlerle toplumsal düzeni koruyan ve bu düzen için dış etkenlerle mücadele eden bir kahraman olarak okumak mümkündür. Daima halkının refahı için savaş vermektedir. Manas, mitlerdeki tanrısal öykünün sağladığı toplumsal düzeni, destanlarda kahramanların sağlamaya çalışmasına iyi bir örnektir.


Oğuz Kağan Destanı, ana kahramanı Oğuz Kağan’ın Manas’a kıyasla kusursuz olması nedeniyle mite daha yakın bir anlatı olma özelliği taşırken Oğuz Kağan’ın asıl gayesi de Manas gibi halkının huzurunu korumaktır. Dede Korkut anlatılarında ise toplumsal düzenin korunması için, hem hikâyelerin anlatıcısı hem de hikâye içerisinde bir karakter olan Dede Korkut, huzurun bozulduğu anlarda ortaya çıkmakta ve uzlaşma sağlamaktadır. “Dirse Han oğlu Boğaç Han boyunu beyan eder” başlıklı hikâyede toplum rahatını tehdit ettiği gerekçesiyle oğlunu öldüren bir baba olarak Dirse Han, “Basat Tepe Gözü öldürdüğü boyu beyan eder” adlı hikâyede ise kabilesini kurtarmak için kardeşini öldüren bir kahraman olarak Basat öne çıkar. Bu örneklerde görüldüğü üzere asıl mesele, her zaman ve her koşulda toplumsal düzenin korunmasıdır. Toplumsal düzenin sağlanması, mitlerden destanlara ve destanlardan halk hikâyelerine taşınmış önemli bir anlatı unsurudur.


Mitler yaşamayı ve yaşatmayı temel alır (Eliade, 2001). Toplum tarafından yaşatılmayı talep eden mitler aynı zamanda toplumun istediği düzeni yani bir bakıma toplumu yaşatma gücüne sahiptir. Mitlerin zaman içinde yerini destanlara bırakmasıyla, toplumu yaşatma gücüyle beraber kültür taşıyıcılığını da destanlar üstlenmiş olur. Söz konusu kültür sözlü bir kültürdür ve arkaik insandan izler taşır. Arkaik insan için hayatın en önemli gayesi olan toplumsal düzenin devamlı kılınması, tanrısal anlatılar olan mitlerin varlığı ile mümkündür denilebilir. Mitler olmasaydı düzen olmaz, yaşamın temelleri kurulamazdı. Dolayısıyla insan yaşamı mitler sayesinde anlam ve düzen kazanmış olur. Mitler sayesinde insan tanrısal olanı örnek alır ve yaşatır; evrenin devamlılığını sağlar.


Toplum hayatında önemli bir rol oynayan, toplumu bir arada tutan ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan mitlerin üretmiş olduğu ritüeller, kolektivizmin devamlılığını sağlayan somut bir unsurdur. Ritüeller aracılığıyla mitler yinelenir. Destan da mitten evrilen bir anlatı olduğundan bu ritüelleri destanlarda görmek mümkündür. Bu ritüellerden biri olan “isim koyma”; Oğuz Kağan Destanı’nda kahraman Oğuz Kağan’ın düşmanlarından saf değiştirenleri bir bakıma ehlileştirmek amacıyla onlara başka bir isim vermesi, Manas Destanı’nda ise doğan her çocuğa isim koyulmasıyla gündeme gelmektedir. Bunun yanı sıra Dede Korkut anlatılarında da çocuklar erginleştiklerini kanıtladıktan sonra Dede Korkut gelip onlara isim koymaktadır. Destanlara bakıldığında göze çarpan ortak diğer ritüeller ise avlanma ve toy yapılması gibi ritüellerdir. Bu ritüeller anlatılar ile devamlılık sağlamış ve toplum içinde yadsınamayacak yer edinmiştir.


Destanların yazıya geçirilmesiyle birlikte sözlü kültür gücünü kaybetmiş, dolayısıyla önemli işlevlerinden biri olan kolektivizme katkısı da zayıflamıştır demek yanlış bir yargı olmayacaktır. Çünkü artık ortada sürekli üretilmeye devam eden bir icraattan ziyade belirli bir zamanda dile getirildiği gibi yazıya geçirilerek devamlılığı sınırlandırılmış bir metin vardır. Homer meselesi[1] ile ortaya atılan, destanın göze değil kulağa hitap ettiği fikri, destanların yazıya geçirilmeye başlanması ve devamlılığının kesintiye uğratılmasıyla değişmiş olur (Çobanoğlu, 1998). Öte yandan, mitlerden destanlara, destanlardan halk hikâyelerine aktarılan toplumsal yapının devamlılığı için önemli olan, hatta kutsal sayılan ortak noktalar da destanların yazıya geçirilmesi sayesinde gözle görünür olmuştur. Destanı oluşturan formül, formülsel ifade ve tema unsurları destan içerisinde aynı olduğu takdirde bir destan farklı icralarında da aynı destan adıyla anılmaya devam eder (Çobanoğlu, 1998). Sözlü kültür buna elverişlidir. Sözlü kültürün devamlılığı ile destan her bir icrada hem yeni bir yaratı üretir hem de gelenek koyar. Destanların yazıya geçirilmesiyle bu yapı büyük oranda zarar görmüş olsa da mit kökenli anlatılar, yazılı halleriyle dahi, topluluk kültürünü barındırma, aktarma, bu kültürü ortak kılma ve kültürün devamlılığını sağlamada önemli bir rol oynar.


Destanların yazıda kısıtlı bir biçimde ele alınmış olan işlevlerinin yanı sıra aslında ciddi bir tarih anlatısı olmaları yadsınamayacak bir meseledir. Toplumların kolektifleşmesini sağlayan, topluma birtakım ritüeller atayan, toplumsal düzeni koruduğuna inanılan destanlar yazıya geçirilmeleri sayesinde içinde doğdukları ve geliştikleri toplum için tarihi bir kanıt niteliği de taşımaktadır. Biçimleri nasıl olursa olsun başlıca ortak özellikleri olan bu anlatıların işlevlerinin birbirinden çok da farklı olmadığını unutmamak gerekir. Bu anlatılar büyük bir kitleyi temsil ettiğinden ve yine büyük bir kitleye hitap ettiğinden yarattıkları toplumsal etki de göz ardı edilmemelidir. Mit kökenli anlatıların her birinin, öncelikle kendi zamanı ve mekânı içinde doğduğu düzene hizmet etmiş anlatı olduğunu da vurgulamak yerinde olacaktır.


KAYNAKÇA

Bang, W. ve Arat, R.R. (Yay. Haz.). (1936). Oğuz Kağan Destanı. Burhaneddin Basımevi.


Çobanoğlu, Ö. (1998). Sözlü Kompozisyon Teorisi ve Günümüz Halkbilimi Çalışmalarındaki Yeri. Folkloristik: Prof. Dr. Dursun Yıldırım Armağanı içinde (ss. 138-170). Türkiye Diyanet Vakfı.


Dundes, A. (1980). Who Are The Folk?. Interpreting Folklore içinde (ss. 1-19). Indiana University Press.


Eliade, M. (2001). Yaşayan Mit’in Önemi. Mitlerin Özellikleri (S. Rifat, Çev.) içinde (ss. 11-13). Om Yayınevi. (Orijinal eserin yayın tarihi 1963).


Gökyay, O. Ş. (Ed.) (2006). Dedem Korkudun Kitabı. Kabalcı Yayınevi.


Hainsworth, J.B. (1991). The Idea of Epic. University of California Press.


Radloff, W. (1995). Manas Destanı: Kırgız Türkçesi metin, Türkiye Türkçesi çeviri. E. Gürsoy- Naskali (Yay. Haz.). Türksoy.



[1] Önceleri “Sözlü Formülsel Teori”, sonraları “Sözlü Teori” olarak adlandırılan ve yaygınlaşan haliyle “Sözlü Kompozisyon Teorisi”. Homer Meselesi, Homer’in İlyada ve Odysseia’sının sözlü kültür ortamının ürünü olup olmadığı tartışmasından adını almıştır. Destanların ortaya çıkış ve yazıya geçiriliş süreci hakkında sorular sorar (Çobanoğlu, 1998).

66 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

KÜMÜLATİF

Sümerliler tapınaklarını yedi katlı inşa ederlerdi. Bunu bir cuma günü Hasan’dan öğrendim. “Gerçekten herkesin okuması gereken bir medeniyet.” dedi. Hasan, doktora başvurusu reddedildiğinden beri böyl

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon