Sexton'ın 'Dönüşümler'i: 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler' ve 'Külkedisi'nde Feminist Revizyonizm

SEXTON’IN ‘DÖNÜŞÜMLER’İ: ‘PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER’ VE ‘KÜLKEDİSİ’ ÜZERİNDEN FEMİNİST REVİZYONİST BİR İNCELEME


Kadınlar, ataerkil toplumlarda nesneleştirilerek ve idealize edilerek sistematik bir biçimde ötekileştirilmiştir. Birinci dalga feminist hareketleriyle birlikte, kadınlar ve erkekler arasında gerek ekonomik gerekse siyasal alanda görülen eşitsizliğe karşı bir mücadele başlamış; birinci dalgayı, ataerkil toplumlarda yer edinmiş sosyal normlara ve önyargılara karşı çıkan ikinci dalga takip etmiştir. İkinci dalgayla birlikte, erkek egemen bir toplumda kadınların görevinin kendileri için önceden belirlenmiş “anne/eş” rolüne indirgenmesine tepki gösterilmiştir. Kadınları ikincil ve itaatkâr bir konumla özdeşleştiren bu bakış açısı yalnızca sosyal hayata değil, yazın dünyasına da şekil vermiştir. Kadınlar birçok edebi eserin ana karakterleri, şairlerin “ilham perileri” olmalarına karşın, içinde bulundukları koşullar nedeniyle uzun bir süre bu eserlerin yaratıcıları olamamışlardır. Daha sonraları yazın dünyasında erkeklerle eşit bir konuma sahip olmak için çabaladıkları, hatta bunu kısmen başardıkları görülür. Fakat yine de eserleri; özünde eril olan bir dile, yazın dünyasında çoğunluğu oluşturan erkek yazarların belirlediği biçemsel ölçütlere uyum sağlama kaygısından ve daha birçok kısıtlamadan sıyrılamamıştır.


Dolayısıyla, kadınların böyle sınırlayıcı bir dilin sınırları dahilinde kendini ifade etmesi pek mümkün olmamıştır. Kadınları yalnızca birer ev kadını/anne olarak tasvir eden, sadece fiziksel özelliklerine güzellemeler dizerek onları nesneleştiren ve toplumun onlara biçtiği roller üzerinden değerlendiren eserlerde sunulan kadın imgesi, birçok yazar ve düşünürün tepkisini çekmiştir. Feminist yazar ve düşünür Hélène Cixous (1976), Medusa’nın Kahkahası adlı makalesinde Freud’un psikanaliz kuramında savunduğu “penis hasedi” düşüncesinin yazındaki fallus merkezciliğin[1] kaynağı olduğundan bahseder. Cixous’ya göre dil, erkek egemen bir yapıya sahip olduğundan dişil olanı bu dille anlatmak pek mümkün değildir. Dolayısıyla kadınların, gücünü ve ilhamını onlara daima “eksik” gösterilmiş vücutlarından alan bir dişil yazın (écriture féminine) oluşturması gerekir. Cixous; değişkenlik, çeşitlilik ve aradalık gibi kavramları vurgulayarak dişil yazının kadınlara, bu zamana kadar eril bir bakış açısından tanımlanmış kimliklerini yeniden şekillendirme fırsatı sunduğunu söyler. Böylece dişil yazın, kadınlara hem kendilerinin hem de bu zamana dek söz hakkı tanınmamış, susturulmuş veya baskılanmış kadın karakterlerin sesi olmalarında ilham kaynağı olmuştur. Feminist edebiyat eleştirisi, ataerkil normların ve eril bir dilin egemen olduğu eserleri yakından incelemenin ve feminist bir çerçevede eleştirmenin önemini vurgularken dişil yazın, kadınlara bu normları yıkarak seslerini duyurmaları için bir araç olmuştur.


Ataerkinin yazın dünyasındaki kaynağını saptamaya çalışırken “var oluşa” tanıklık eden ve toplumlara öğretiler sunarak bir düzen oluşturmaya çalışan mitlerin de mercek altına alınması kaçınılmazdır. Nitekim, Cixous da bahsi geçen makalede “Medusa” metaforu üzerinden edebi eserlerde, özellikle de mitlerde, sosyal normlara uymayan kadınların ötekileştirilmesine ve susturulmasına dikkat çekmektedir. Öte yandan, yazarların mitleri yeniden ve daha eleştirel bir bakışla keşfetmeye yönelik eğilimlerinin zengin örneklerine dişil yazından çok daha önce, özellikle de modern edebiyatta rastlanılmaktadır. Savaşın hem fiziksel hem de düşünsel anlamda modern insanı yıkıma uğrattığı dönemde yazarlar, eserlerinde “içe dönüş”e yoğunlaşmış, aynı zamanda kendilerini ifade etmek için yeni yöntemler arayışına girmişlerdir. Dönemin bilinen isimlerinden T. S. Eliot, James Joyce’un Ulysses’ini incelediği yazısında mitsel yöntem (mythic method) adını verdiği, The Waste Land’de de örneklerini sunduğu, bir yazım tekniğinden bahseder. Joyce’un da Ulysses’de başarılı bir biçimde kullandığını söylediği bu yöntem, yazarın geçmiş ve şimdi arasında bağlantılar kurarak çağdaş dünyanın beyhudeliğine ve kargaşasına anlam verme, bu kargaşayı kontrol altına alma çabasına dayanır. Bunun yanı sıra mitsel yöntem, geçmişten bugüne yitirilenleri veya yok edilenleri görmeyi, böylece neyin eksik olduğunu anlamayı da mümkün kılar (Eliot, 1923, s. 483). Döneminden önceki metinlere başvurarak metinlerarasılıktan yararlanan mitsel yöntem, daha sonraları feminist bir bakış açısıyla ele alınarak post-yapısalcı dönemin önemli tekniklerinden olan yapısökümcülük ile birleşerek karşımıza çıkacaktır.


Lisa Tuttle (1986), feminist eleştiriyi “eski metinlere yeni sorular sormak” olarak tanımlar. Feminist edebiyatın önemli bir parçası olan feminist revizyonist mitoloji, çeşitli öğretiler aktarmayı amaçlayan mitler ve masalları feminist edebiyat eleştirisi ışığında inceler. Bu başlık altında incelenen eserlerde sıkça kullanılan yöntemlerden biri de revizyonist mit yazımıdır. Eliot’ın mitsel yönteminden hareketle Adrienne Rich tarafından ortaya atılan revizyonist mit yazımı toplumda ve yazın dünyasında görülen, cinsiyet rollerine yönelik ön yargıya ve cinsiyetçi yaklaşıma karşı çıkar. Rich’in mit kavramı yalnızca edebi eserlere kaynaklık eden anlatılar olan mitleri değil, kadınlara yönelik ötekileştirmenin temelinde yatan basmakalıp düşünceleri de kapsamaktadır. Erkek yazarların eserlerinde yarattıkları idealize edilmiş kadın imgesinin hem toplumdaki kadınları hem de bir kadın yazar olarak kendi serüvenini nasıl etkilediğinden bahseden Rich, “uyanmakta olan bilincin çağında” var olana yeni ve eleştirel bir gözle bakmanın önemini vurgular. Revizyonist mit yazımı çerçevesinde ele alınan bu yeniden bakış, yalnızca eleştirel bir inceleme olmaktan ziyade kadınlara “bir geleneği aktarmayı değil, onun üzerimizdeki hükmünü kırma” yetisini sunmaktadır (Rich, 1972, s. 18-19).


Feminist revizyonist şairlerden biri olarak değerlendirilen Anne Sexton da bu yaklaşımla kaleme aldığı Dönüşümler adlı eserinde, Grimm Kardeşler’e ait masalları ve bu masalların sunduğu öğretileri merceği altına alır. Grimm masalları incelendiğinde alışılagelmiş tiplemeleri, ana temaları ve benzer olay örgüleriyle okurlara, bu durumda ise hedef okur kitlesi olan çocuklara, ataerkil normlarla bezenmiş öğretiler sunduğu görülür. Toplumsal cinsiyetin doğuştan edinilen bir kimlik değil, toplum tarafından oluşturulan ve uygun görülen rol ve davranışlar bütünü olduğu düşünüldüğünde, masallarda yer alan bu tür normların çocukların cinsiyet rolleri üzerine fikirlerini etkilemesi kaçınılmazdır (Seifert, 1996, s.102). Bu çerçevede değerlendirildiğinde Sexton’ın Dönüşümler’i, Grimm masallarında yer alan cinsiyet rollerini yeniden ele almakta, bu masallar aracılığıyla sunulan ataerkil normlara karşı çıkmaktadır. Böylece Sexton Dönüşümler’de, hem revizyonist mit yazımı tekniğini kullandığından feminist revizyonist mitoloji hem de Grimm masallarındaki eril dile ve temelinde fallus merkezcilik bulunan kadın temsiline karşı çıktığından dişil yazın altında incelenebilecek çok katmanlı bir eleştiri sunmaktadır.


Dönüşümler biçim açısından incelendiğinde, Grimm Kardeşlerin düzyazı formunda kaleme aldığı masalları Sexton’ın şiire dönüştürdüğü görülür. Şiir formuna karşı bu yönelim, şiirin bilinçdışı olandan beslenmesi ve bastırılmış olanın, bu durumda da kadınların, ancak bilinçdışında var olmaya devam edeceği fikriyle ilişkilendirilebilir (Cixous, 1976, s. 879-880). Aynı zamanda Sexton’ın hem masallardaki ataerkil öğretileri hem de düzyazı formunu yıkarak feminist öğretilerle masalları bir bakıma yeniden yazması yapısökümcü bir yaklaşımla açıklanabilir. Bunun yanı sıra Sexton’ın olay örgüsünü yer yer çarpıtarak alaycı ve eleştirel bir üslup benimsediği, sık sık kelime oyunlarına başvurduğu görülür. Çoğu masalın sonunda orijinal eserde yer almayan dizelere de rastlanır. Genellikle ilahi anlatıcı bakış açısıyla yazılan masalların son kıtasında görmeye alışık olduğumuz “mutlu son” ve “iyi dilekler” bölümünün yerini, metne müdahale eden anlatıcının/şairin mutlu sonların aldatıcılığına dikkat çeken eleştirileri alır. Bazen açıkça verilen bazen de satır aralarına gizlenen, dizeler boyunca giderek artan iğnelemeler son kıtada doruk noktasına çıkmakta, Sexton’ın Dönüşümleri’yle iletmek istediği feminist eleştirel bakış açısını okura sunmaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri, cinsellik ve özellikle kadınların cinsel hayatı gibi toplum tarafından tabu olarak kabul edilen konulara ışık tutan Sexton, Grimm masallarında bahsi geçen konular üzerinden iletilen basmakalıp öğretilere karşı çıkmaktadır.


Dönüşümler’deki her şiir, masallarda yer edinmiş ataerkil normlara dikkat çeken ve bu normların mantıksız yönleriyle alay eden birer hiciv niteliğindedir. Grimm Kardeşler’in masallarında dikkat çeken özelliklerden biri kadınların güzel, kırılgan, itaatkâr; hayatları evlilik ve aile üzerine kurulu karakterler olarak betimlenmesidir (Seifert, 1996, ss.102-103). Kadınları idealize eden bu betimleme, adını Coventery Patmore’un şiirinden alan ve Kraliçe Victoria dönemine damgasını vuran “evin meleği” imgesine dayanmaktadır. Kadınlara dayatılan bu ideal kadın portresine göre, kadınlar kocalarına itaat eden, sadık, güçsüz ve pasif fakat bir o kadar da anlayışlı, fedakâr, zarif ve en önemlisi “saf” varlıklardır. Masallarda sıkça rastlanılan bu “ideal kadın” imgesi, genellikle tam karşıtı olarak betimlenen foil[2] karakterlerle birlikte verilir. Bu karakterler çoğunlukla “iyi” ana karakterin önüne engeller koyan ve ona zarar vermeye çalışan “kötü” karakterler olarak betimlenir. Böylece “iyi-kötü” zıtlığı vurgulanan masallarda, idealize edilmiş karakterler üzerinden “iyi” olmanın ölçütlerine uyulursa ödüllendirileceği; eğer uyulmazsa “kötü” olan karakter gibi cezalandırılacağı öğretisinin okura iletilmesi amaçlanır. Sexton’ın Dönüşümler’de eleştirdiği söz konusu idealize edilme ve zıtlığı, kadın karakterler üzerinden işleyen Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ve Külkedisi masalları da benzer öğretiler içeren bilindik masallardandır.


Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in ilk kıtasına bakıldığında Sexton’ın şiire, bahsi geçen idealize edilmiş kadın portresine yönelik bir eleştiriyle başladığı görülür. Yanakları sigara kâğıdı kadar narin, kol ve bacakları porselenden, dudakları ise şaraptan olan Pamuk Prenses her dizeyle giderek nesneleşmekte, sonunda mavi gözleriyle porselen bir bebeğe benzetilmektedir (2001, s. 3). Masallarda sıkça rastlanılan bu gerçekten uzak fakat mükemmel kadın portresini gündelik hayattan nesneler kullanarak çizen Sexton, Pamuk Prenses’in bu idealize edilmiş güzelliğindeki yapaylığa ve kırılganlığına dikkat çekmekte, aynı zamanda bu “ideal” görünümle alay etmektedir. Bunun yanı sıra yine Pamuk Prenses’ten bahsederken onun kirlenmemiş olduğuna vurgu yapan Sexton, ataerkil toplumların eş değer gördüğü, sıklıkla da yalnızca kadınlar üzerinden değerlendirdiği, namus ve bakirelik gibi kavramlara toplumun yaklaşımını eleştirmektedir. Masalların büyülü ve çocuksu dilini kullanarak toplum tarafından tabu olarak kabul edilen birçok konuyu masalsı ve sıra dışı imgeler kullanarak anlatır. Örneğin, Pamuk Prenses’in taş bebek gözleri adeta mekanik bir biçimde açılıp kapanmakta, annesine “iyi günler anneciğim” derken açık olan bu gözler “tek boynuzlu bir atın boynuzu saplanırken”, yani cinsel birliktelik esnasında, kapanmaktadır (2001, s. 3). Bu benzetmeyle Sexton’ın toplumun cinselliğe karşı ayıplayıcı tutumuna, özellikle kadınların cinsel hayatına yönelik baskıya dikkat çekmek istediği söylenebilir. Öte yandan bu benzetmenin masalda yalnızca 14 yaşında olduğu düşünülen Pamuk Prenses’in, yani cinsellik hakkında pek bilgisi olmayan bir çocuğun, gözünde cinsel birlikteliğin bir tasviri olması da elbette mümkündür.


Masalda dikkat çeken bir diğer unsur ise güzellik ve gençlik arasında kurulan ilişkidir. Bu ilişki, masalda Pamuk Prenses ile üvey annesi arasındaki anlaşmazlığın temelini oluşturur. Toplumun mükemmel kadın portresine bakıldığında hem güzelliğe hem gençliğe önem verildiği, yaşlandıkça güzelliğin de giderek solduğuna yönelik basmakalıp bir düşünce yüzeye çıkar. Rönesans şiirinde önemli bir yere sahip olan “ideal kadın” betimlemeleri, kalıplaşmış benzetmelerle bezenerek sonelerde, özellikle Petrarch’ın ve daha sonra da Spenser’ın sonelerinde, yerini almıştır. Orta Çağ’da erkekleri büyüyle kandırıp yoldan saptıran güzel kadınlar, Rönesans’ta zalimlikleriyle aşıklarına acı çektirmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere güzellik, kadınları değerlendirmede yıllar boyunca en önemli ölçütlerden biri olduğundan Pamuk Prenses’in üvey annesi de, özellikle erkeklerin gözünde, güzel olduğuna dair daima bir onay arayışı içindedir. Bu bakış açısı, film eleştirmeni Laura Mulvey’in literatüre kazandırdığı male gaze, yani kadınların yalnızca eril ve heteroseksüel açıdan değerlendirerek nesneleştirilmesi ve bu biçimde tasvir edilmesi ile açıklanabilir. Üvey anne de masalda erkek bakışını temsil eden aynasına sürekli olarak güzel olup olmadığını sormakta ve ondan onay beklemektedir (Gilbert & Gubart, 1979, s. 38). Bu açıdan bakıldığında masalda iyiliğin timsali olan Pamuk Prenses’in tam karşıtı olarak sunulan üvey anne karakteri, aslında idealize eden ataerkil bir toplumun ve onu nesneleştiren erkek bakışının bir kurbanıdır. Masalda birbirine zıt olarak gösterilen bu iki kadın karakter arasında bir bağ kurulmasını engelleyen; üvey anneye daima yetersiz olduğunu, yeterince genç ve güzel olmadığını söyleyen ve onu Pamuk Prenses’e karşı kışkırtan da yine bu sestir (Gilbert & Gubart, 1979, s. 38).


Güzellik ve gençliğin toplumda bu denli idealize edilmesinin nedenini, “ataerki tarafından kontrol edilmeyi reddeden bilge ve olgun kadın” fikrine karşı duyulan eril korkuyla açıklamak mümkündür (Keillor, 1991; akt. Joosen, 2004). Sexton’ın da dikkat çektiği üzere Pamuk Prenses, üvey annesinin sürekli kandırmayı başardığı, tabir-i caizse “alık” bir karakter olarak tasvir edilir. Hatta onu her seferinde “mucizevi” bir şekilde kurtaran ve tehlikelere karşı uyaran da erkek zekasını temsil eden “bilge” cücelerdir. Buna göre cüceler, fiziksel olarak Pamuk Prenses’ten güçsüz olsalar dahi, erkek oldukları için bütün tehlikeleri öngören üstün bir zekaya sahiptirler. Kırılgan ve saf Pamuk Prenses de onlar tarafından korunmaya muhtaçtır. Sexton, bu durumla alay etmek için, cücelerin Pamuk Prenses’i ilk buldukları sahneyi anlatırken onlardan küçük sosisliler diye bahseder. Aynı zamanda kurnaz da olan bu cüceleri minik çarlara benzeten Sexton, cücelerin Pamuk Prenses’i “iyiye işaret” ve “onlara uğurlu gelecek bir nesne” gibi gördüğünü; Pamuk Prenses’in onlarla yaşamasına kendi çıkarları için izin verdiklerini ima eder (2001, s.6). Nitekim, masalın orijinal versiyonunda da cüceler çalışmaya giderken Pamuk Prenses “ev kadını” olarak görevlerini yerine getirmekte, böylece cücelere hizmet etmektedir. Bu tasvirin Kraliçe Victoria döneminin evin meleği figürünü ve sorumluluklarını yeniden akıllara getirmesi kaçınılmazdır. Cücelerin kendi çıkarları için evlerine kabul ettikleri ve defalarca “kurtardıkları” Pamuk Prenses, daha sonra şans getiren bir nesne gibi masaldaki başka bir erkek karaktere, yani prense verilecektir. Sexton ise kadınları birer “hediye” olarak gören ve nesneleştiren bu bakış açısına karşı çıkmaktadır:


Yedi cüceler onu kara toprağa gömmeye kıyamadılar,

bu yüzden camdan bir tabut yapıp

yedinci dağın tepesine bıraktılar ki

gelen geçen herkes

Pamuk Prenses’in güzelliğine şöyle bir bakıversin.

Temmuz günü prensin biri geldi

ama bir türlü gitmek bilmedi.

Öyle uzun kaldı ki oracıkta

saçları yeşillendi

ama bana mısın demedi.

Bunu gören cüceler prense acıdı

ve gözleri sonsuza değin kapanmış,

camdan Pamuk Prenses’i

alıp uzaklardaki sarayında saklasın diye

prense verdi. (Sexton, 2001, ss. 8-9)


Cücelerin Pamuk Prenses’i ölümden nasıl kurtardığını anlatırken Sexton, olayın gerçeklikten uzaklığına vurgu yapmak için “mucizevi” kelimesini sık sık tekrarlamaktadır. Aynı zamanda, verilen alıntı da görülebileceği üzere, Pamuk Prenses’in öldükten sonra dahi “güzel bir nesne” olmaya devam edişine dikkat çekmektedir. Fakat burada sorgulanması gereken bir diğer unsur prensin, ne kadar güzel olsa da, aslında ölü bir kadına âşık olmasıdır. Sexton bu konuya detaylı olarak değinmese de prensin bir nekrofil olduğuna yönelik argümanlar ve bu durumun okurlar, özellikle de masalların hedef okur kitlesi olan çocuklar, üzerindeki etkisi araştırmaya değer niteliktedir.


Neredeyse tüm masallarda olduğu gibi Grimm kardeşlerin masalı da mutlu bir sonla, yeni evlenen Pamuk Prenses ve prensin sonsuza dek mutlu yaşadıklarını söyleyerek biter. Fakat Sexton’ın versiyonunda bu sözde mutluluğun ne kadar yanıltıcı olduğu okura gösterilmektedir. Bu yanıltıcılığın ilk ve belki de en bariz örneği üvey annenin ölümüdür. Şiirde de ayrıntılı ve canlı bir biçimde tasvir edilen bu sahnede, üvey anne ayağında kızgın pabuçlarla alevler onu yutup kül olana değin dans eder. Orijinal masalda okura “ilahi adalet” olarak sunulan bu ölüm, aslında eril bakışın kurbanı olan üvey annenin ataerkil toplum tarafından acımasızca yok edilişidir. Bir diğer aldatmaca ise Pamuk Prenses’in bu sözde mutlu sonsuzlukta kraliçenin yerini alışındadır. Sexton’ın anlattığına göre Pamuk Prenses’e miras kalan yalnızca bir kraliçe olmanın getirdiği, özünde geçici olan güç ya da gördüğü ilgi değil, aynı zamanda ona devamlı olarak güzelliğinin geçiciliğini hatırlatacak olan aynanın, yani ataerkinin sesidir. Böylece Sexton, bu ses var olmaya devam ettiği sürece kadınları hapsedecek bir geleneğin, sistematik bir nesneleştirme ve ötekileştirmenin, nesiller boyu, bu durumda da masallar aracılığıyla aktarılacağına dikkat çekmektedir.


Sexton’ın Dönüşümler’de yeniden yazdığı Grimm masallarından bir diğeri de benzer motiflerin ve öğretilerin işlendiği Külkedisi’dir. Yine şiir formuna dönüştürülmüş bu masalın ilk dört kıtası, mutlu sona giden yolda yaşananların absürtlüğüne ve gerçek dışı oluşuna dikkat çekmeye ayrılmıştır. Bu kısımda Sexton, Külkedisi’nin iyi bir evlilik yaparak sınıf atlamasını, yani evin hizmetçisi iken bir anda prensese dönüşmesini, yoksul insanların tesadüfen veya şans eseri zengin oluşuna benzetir. Sexton’ın anlattığı bu zengin olma hikâyelerine göre bu tarz “mucizeler” kişiye anlık bir mutluluk getirse de zamanla yerini bir türlü ait hissedilemeyen bir konuma uyum sağlama çabasına bırakmaktadır. Böylece Sexton, toplumda evliliğin tıpkı bu “mucizeler” gibi sonsuz mutluluğun anahtarı olarak görülmesiyle alay ederken bu fikrin ne kadar gerçek dışı ve aldatıcı olduğunu da gözler önüne serer. Hatta Sexton’ın prensin eş bulmak için düzenlediği balodan “evlilik pazarı” diye bahsetmesi, evliliğin kadınlar için toplumda üst bir konuma yükselmenin tek yolu olmasına yönelik bir eleştiri rolü üstlenmekte, aynı zamanda kadınların erkek bakışın beğenisine sunularak nesneleştirilmesine de dikkat çekmektedir.

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’de kraliçe ve Pamuk Prenses üzerinden işlenen “kadın kadının kurdudur” öğretisi, Külkedisi’nde üvey anne ile kızları ve Külkedisi arasındaki anlaşmazlıkla yeniden okura sunulur. Öte yandan masalda kadın karakterler arasında görülen aldatıcı bir dayanışma, bu dayanışmanın ardındaki anne-kız ilişkisi de dikkat çekmektedir. Masalın orijinalinde yer alan ataerkil bakış açısı göz önünde bulundurulduğunda, Grimm Kardeşler’in bu ilişki üzerinden annelerin evliliğe geleneksel yaklaşımını, kadınlar için sınıf atlamanın tek yolu olan “evlilik pazarında” kendi kızlarını öne çıkarmak isteğini vurguladığı söylenebilir. Sexton ise bu sözde dayanışma ile alay etmekte, masalda anne-kız ilişkisine yer verilmesinin asıl sebebinin evliliğe yönelik geleneksel bakış açısını desteklemek olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu duruma örnek olarak, kızlarından birinin prensle evlenmesi için onları türlü fedakarlıklar yapmaya zorlayan üvey anne verilebilir. Animasyonlarda görülenin aksine, orijinal masalda Külkedisi’nin bütün isteklerini yerine getiren bir Peri Anne yoktur. Bunun yerine, Külkedisi her gün annesinin mezarına gitmekte, mezarın yanında bulunan ağacın önünde dua etmektedir. Hatta balo için istediği elbiseyi de yine bu ağaçta bulur. Dolayısıyla Külkedisi’ne yardım eden ağacın ve kuşların masalda/şiirde yine geleneksel rolünü üstlenen annenin varlığını simgelediği söylenebilir.


Masaldaki bir diğer dikkat çeken unsur da Sexton’ın iğneleyici bir üslupla ve yer yer mübalağaya başvurarak altını çizdiği “sahip olmak” isteyen eril arzudur. Bunun ilk örneği prensin sarayın merdivenlerine taş yapıştırıcı (orijinal masalda zift) döktürerek Külkedisi’ni kafese konacak bir kuş gibi yakalamaya çalışmasıdır. Benzer şekilde, Külkedisi’nin kaçarken girdiği kuş evini parçalar. Bir diğer örnek ise prensin basamaklara yapışan ayakkabıyı alarak prensesini aramaya çıktığı ve Külkedisi’nin üvey kız kardeşleriyle tanıştığı bölümde görülür. Üvey kardeşlerden biri ayağı ayakkabıya sığsın diye parmaklarından birini kestiği için yol boyunca ayağından kan boşalmaktadır. Fakat Sexton’ın da altını çizdiği üzere prensin gözü sahip olma arzusuyla o kadar kör olmuştur ki beyaz bir güvercin gelip onu uyarana dek durumu fark etmez. Burada dikkat çeken bir diğer unsur, Sexton’ın daha önce Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’deki kraliçe üzerinden de işlediği, kadınların erkek bakışın ve ataerkil toplumun dayattığı ideal kadın portresine uymak için çırpınışıdır. Masalın sonunda Külkedisi’nin üvey kız kardeşleri düğüne davet edilse de iki güvercin gelip gözlerini oymakta, böylece Grimm kardeşler bir kez daha “ilahî adalet” temasını okura sunmaktadır. Fakat Sexton’ın daha önce de vurguladığı üzere, tıpkı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’deki kraliçe gibi üvey kız kardeşler de ataerkil toplumun birer kurbanı; kadınların yalnızca evlenerek iyi bir konuma gelebildiği “evlilik pazarında” alıcılarını bekleyen süs eşyalarıdır. Gerçekliği masalların büyülü dünyasıyla harmanlayan Sexton, kadınların ataerkil normlara kendilerini feda etmek pahasına itaat etmelerinin ve gerçekçi olmayan kalıplara sığmaya çalışmalarının kişiliklerinde bıraktığı onarılamaz hasara, üvey kız kardeşin kesik parmağı üzerinden modern bir imgeyle dikkat çekmektedir: “Ampütasyon böyle bir şey işte/ Öyle şıp diye iyileşivermez ki” (Sexton, 2001, s.56).


Son kıtada Sexton, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’de de görülen sonsuza dek mutluluk konseptinin yapaylığı ve gerçek dışılığının yeniden altını çizer. Özellikle ataerkil toplumlarda kutsal sayılan evlilik kavramına farklı bir bakış açısı sunan Sexton, Külkedisi ve prensi evlilik hayatının getirdiği zorluklarla hiç karşılaşmamış, “müze vitrininde sergilenen iki oyuncak bebeğe” benzetir. Şiire toplumun “iyi talih” ve “evlilik” kavramlarına yaklaşımını alaya alarak başlayan Sexton, son kıtada da aynı konuyu ele alarak hikâyenin geneline nüfuz etmiş aldatıcılığa yönelik bir eleştiri sunmaktadır. Bu eleştiriye göre, kadınlar için saygı görmenin ve mutlu olmanın öncülü olarak sunulan fakat gerçekte onları “anne” ve “eş” kimlikleriyle sınırlayan evlilik konsepti, masallarda gerçeklikten uzak bir biçimde okura sunulmaktadır. Evliliğin sadece mutlu anlardan ibaret olduğuna, toplumun istediği davranışları sergilerse kadınların evlilikle “ödüllendirilebileceğine” yönelik bu yaklaşım bir öğreti olarak masallarda okura sunulmakta, Sexton ise bu durumla şöyle alay etmektedir:


Derler ki Külkedisi ve prens

sonsuza dek mutlu yaşamışlar.

Müze vitrinindeki iki oyuncak bebek gibi

asla bebeğin altı, evin tozu derdi olmadan

asla yumurta rafadan olmuş diye tartışmadan

asla aynı hikâyeyi ikinci kez anlatmadan

asla yaşlanıp göbekleri salmadan

o sevimli gülücükleri hiç solmadan

yaşayıp gitmişler.

Ediyle büdü gibi.

Aynı hikâye. (Sexton, 2001, ss. 56-57)


Masalların, ana temaları ve yaygın tiplemeleri açısından incelendiğinde, ataerkil normları ve cinsiyet rollerini okura dayatan birer araç görevi üstlendiği görülür. Birçok masalda itaatkâr ve kırılgan karakterler olarak tasvir edilen kadınlardan, bu normlara göre önceden belirlenmiş ve ideal olarak tanımlanmış evin meleği rolüne uymaları beklenmektedir. Bu role ne kadar uyduklarına bağlı olarak kadınlar, keskin çizgilerle sınıflandırılmakta ve bu çizgiler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Grimm Kardeşler’in yazdığı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ve Külkedisi masalları da cinsiyet rolleri, cinsellik, evlilik ve kadının toplumdaki konumu gibi konularda, temelinde erkek bakışın idealleri ve ataerkil normlar bulunan öğretileri okura sunmaktadır. Anne Sexton ise Dönüşümler ile kadınları sözde “ideal” ölçütlere tabi tutan ve nesneleştiren bakış açısına ve bu bakış açısının okura, yani büyük çoğunlukla çocuklara, aktarımına karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla Dönüşümler, Grimm Kardeşler’in yazdığı popüler masalların yalnızca yeniden yazımı değil, aynı zamanda bu masallarla sunulan öğretilere ve cinsiyetçi tutuma meydan okuyan bir “dönüşüm”dür. Sexton, şiir formunda yeniden yazdığı masallarda anlatıcı persona olarak bazen araya girmekte ve feminist şair sesiyle okura seslenmektedir. Böylece, nüktedan bir üslupla ve yer yer çarpıtarak yazdığı masallar, ataerkil öğretilerin saklandığı Grimm masalları olmaktan çıkıp Sexton’ın feminist revizyonist masalları haline gelir. Bu açıdan bakıldığında Dönüşümler’i, şaire asırlık ataerkil geleneğe karşı sesini yükseltme fırsatını tanıyan; bu geleneğin kadınlar üzerindeki hükmünü kırmak amacına hizmet eden hem başarılı bir feminist revizyonist eser hem de bir dişil yazın örneği olarak değerlendirmek mümkündür.

KAYNAKÇA

Cixous, H., Cohen, K. ve Cohen, P. (1976). The Laugh of the Medusa. Signs, 1(4), 875-893. www.jstor.org/stable/3173239


Duplessis, R. B. (2007). H.D. and revisionary myth-making. Davis, A. ve Jenkins L.M. (Ed.). The Cambridge Companion to Modernist Poetry içinde (ss. 114-125). Cambridge University Press.


Eliot, T.S. (1923). Ulysses, Order, and Myth. The Dial, 75(5), 480–483. https://babel.hathitrust.org/cgi/pt?id=pst.000020203290&view=1up&seq=561


Gilbert, S. M. ve Gubar, S. (2000). The madwoman in the attic: The woman writer and the nineteenth-century literary imagination. Yale University Press.


Grimm, J. (1996). Grimm’s Fairy Tales. Penguin.


Joosen, V. (2004). Feminist criticism and the fairy tale. New Review of Children’s Literature and Librarianship, 10(1). https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/1361454042000294069


Pinsent, P. (2016). Gender Studies and Queer Theory. Children’s Literature içinde (ss. 109-123). Macmillan International Higher Education


Rich, A. (1972). When We Dead Awaken: Writing as Re-Vision. College English, 34(1), 18-30.


Seifert, L.C. (1996). Fairytales, Sexuality and Gender in France 1690-1715: Nostalgic Utopias. Cambridge University Press.


Sexton, A. (2001). Transformations. Houghton Mifflin Harcourt.


Tuttle, L. (1986). Encyclopedia of Feminism. Longman.




[1] Fallus merkezcilik, erkek cinsel organını ve dolayısıyla erilliği toplumdaki gücün ve otoritenin merkezine koyarken dişil olanı ikincil bir konuma yerleştiren bir yaklaşımdır. [2] Foil character ya da Türkçeleştirirsek “mukabil karakter”, anlatıda ana karakterin seçimlerini okurun gözünde anlaşılır ya da haklı kılmak için onun zıttı özelliklere sahip olarak çizilen yan karakterdir. Bu şekilde ana karakterin “foya” üstünde bir elmas gibi parlaması amaçlanır.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

KÜMÜLATİF

Sümerliler tapınaklarını yedi katlı inşa ederlerdi. Bunu bir cuma günü Hasan’dan öğrendim. “Gerçekten herkesin okuması gereken bir medeniyet.” dedi. Hasan, doktora başvurusu reddedildiğinden beri böyl

Öne Çıkanlar
Son Yüklenenler
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon